10 Ekim Davasında Karar Duruşmasında İlk Gün: AKP, IŞİD’in suç ortağıdır!

10 Ekim Ankara Katliamı Davasının karar duruşması Sincan Cezaevi Kampüsünde bulunan duruşma salonunda başladı. Bir katılan “Eli kanlı silahlı terör örgütü AKP’nin ve elebaşı faşist diktatör Recep Tayyip Erdoğan’dan şikayetçiyim.” demesinin ardından mahkeme başkanı mikrofonu kapattırdı. Avukatlar beyanlarında AKP, IŞİD’in suç ortağı olduğunu ifade etti. Duruşma yarın 09.30’da devam edecek.

10 Ekim Ankara Katliamı davasının Sincan Cezaevi Kampüsü’nün mahkeme salonunda görülen duruşmanın karar duruşması olması bekleniyor. 23 aydır Sıhhiye Adliyesi’nde görülen dava, karar duruşmasından önce Sincan’a kaçırılmıştı. Davayı takip etmek için Türkiye’nin pek yerinden kişi ve demokratik kitle örgütleri Sincan’a geldi.

Davaya gelenler 3 farklı arama noktasından geçerken cezaevi girişinde çok sayıda TOMA ve çok sayıda çevik kuvvet polisi bulunuyor. Davayı takip etmeye gelenlerin duruşma salonuna girmek için uzun bekleyişin ardından salona müştekilerin, katılanların ve kurum temcilerinin alınması ile başladı.

Savcılık Mütalaasının Arkasında Durdu

Mahkeme Başkanı, dava dosyasına sanık ve mağdur avukatlarının gönderdiği dilekçeleri okudu. Mağdur ailelerinden birinin “Burada katliam yapıldı” feryadını duyan Mahkeme Başkanı, konuştuğu mikrofonun sesinin yükseltilmesini istedi. Giray, sanıklar hakkında dava dosyasına gelen belgeleri okumaya devam etti. Giray, mağdur avukatlarının savcının mütalaasına ilişkin sunduğu bir klasörlük itiraz dilekçesi olduğu söyledi. Savcı daha önce verdiği mütalaasını tekrarladı ve bu mütalaa doğrultusunda karar verilmesini istedi.

Hayatını kaybedenlerin avukatları beyan ve taleplerini sunmaya başladı.

“Dava Sincan’a kaçırıldı”

Av. Murat Kemal Gündüz: 50 celsedir Sıhhiye’de yargılamayı sekteye uğratacak hiçbir şey olmamasına rağmen davayı Sincan’a naklettiniz. İtiraz ettik, reddedildi. Duruşma şehirden kaçırıldı. Müvekkillerimizi göremiyoruz, sizi dahi zor görüyoruz. İnsanlar eziyet çekerek duruşmalarını takip etmeye çalışıyorlar. Şehir dışlarından gelen insanlar, sınırlı sayı olduğu için duruşmaya dahi katılamıyorlar. Dava adeta Sincan’a kaçırıldı. Bu durumu kınıyoruz. Buraya girerken bile türlü türlü sıkıntı çıkardılar 7 yaşındaki çocuğu 18 yaşından küçükler katılamaz diye engellemeye çalıştılar. Dava maalesef buraya kaçırıldı. Biz bu durumu kabul etmiyoruz.

“Davanın Kaçırılmasını Doğru Bulmuyoruz”

Av. İlke Işık: Hayatlarında en sevdiği insanları kaybetmiş insanlar burdalar. 101 insan hayatını kaybetti, 500’e yakın insan fiziksel olarak yaralandı, onbilerce insan bu katliama tanık oldu ve psikolojik ve ruhsal olarak yaralandılar. Onbilerce insanı etkileyen Türkiye tarihinin en büyük katliamı olan davanın onbilerce insandan kaçırılmasını doğru bulmuyoruz.

“Hayatını Kaybedenlerin Yakınlarının Beyanda Bulunmasını Talep Ediyoruz”

Av. Ziynet Özçelik: Buraya gelebilen katılanlar, son celse olacağına dair sizin beyanlarınıza istinaden yargılamanın bir sujesi olarak buraya geldiler. Buraya gelmiş olan ve yargılamanının sujesi olan adil yargılanma hakları, etkili başvuru hakları bulunan katılanların kendilerini vekille temsil ettirmiş olsalar dahi kendilerini bizzat sözlü olarak kendilerini ifade edebilmeleri bu haklarının bir gereği ve bir parçasıdır. Bu dosyada başından itibaren devletin sorumluluğu başından beri tartışılmakta fakat devlet ve devleti temsil edenler gerçekliğin peşinde olmadığı için katılan asillerin kendi beyanlarını bizzat bulunmalarının sağlanmasını talep ediyoruz. Onlar açıklamalarda bulunduktan sonra biz açıklamalarımızı sunacağız.

Mahkeme hayatını kaybedenlerin yakınlarının avukatlarının savcılık mütalaasına karşı öncelikle hayatını kaybedenlerinin yakınlarının ve katılma talebi kabul edilen kurum temsilcilerinin beyanda bulunması ve sonrasında avukatların beyanlarını sunma talebini CMK’da usulü bir hüküm olmadığı gerekçesiyle reddedildiğini bildirdi. Bunun üzerine aileler “Bu nasıl açık yargılama, söz hakkımız bile yok” diyerek karara tepki gösterdi.

Ailelerin tepkisi devam ederken Av. Sevinç Hocaoğulları söz aldı.

“Mahkeme Asıl Sorumluların Araştırılması İçin Çaba Sarfetmedi”

Av. Sevinç Hocaoğulları: İki meslektaşım müştekilerin/katılanların beyanlarını sunmaları için hukuki gerekçeleri sunarak taleplerini ilettiler. Bu davada savcılık bir soruşturma yürütmedi. Katılanların bu dosyada bir soruşturma yürüttü. Mahkemenizde bu davada asıl sorumluluların sorumluluklarının araştırılması yönünde hiçbir çabaya girişmedi. Bu anlamda beyanlarıyla dosyadaki soruşturma sürecini ilerleten, mahkemede kamu görevlilerinin sorumluluklarını ortaya çıkaran katılanların elbette bu davada konuşma, esasa ilişkin mütalaaya karşı beyanda bulunmak isteyen tüm ailelere ve kurum temsilcilerine söz verilmesi gerekmektedir.

Mahkeme heyeti içeriği ve mahiyeti bildirilmesi halinde bir kısım katılanın dinlenebileceğini ifade etti. 10 Ekim Der Başkanı Av. Mehtap Sakinci Çoşgun tarafından 6 kişinin beyanda bulunması konusunda kendi aralarında karar aldıklarını ifade etti. Konuşacak 6 kişinin ismi mahkeme heyetine bildirildi.

“Katliam Günü Neden Bugünkü Aramalar Yoktu?”

İlk olarak EMEP GYK Üyesi Korkmaz Tedik’in annesi Zöhre Tedik söz aldı.

Zöhre Tedik: 10 Ekim 2015’te ailecek alana gittiğimizde tek talebimiz barıştı. Türkiye’nin her yerinden insanlar Ankara’ya geldiler. Oğlumu kaybettik, onu ararken üzerimize gaz bombası atıldı. Taleplerimizin hiçbiri göz önüne alınmadı. Bütün bunlara göz yuman kamu görevlileri neden yargılanmıyor? Bu salona gelirken kaç aramadan geçtik, katliam günü neden bu aramalar yoktu? Keşke önlemleri o zaman alsaydınız. Bu sanıklara verilen ceza adaleti getirmeyecek. Asıl sorumlular yargılanmadan bizim içimiz rahatlamayacak. Hiçbir şey benim oğlumu geri getirmeyecek ama bu mütalaa ile bir kez daha bizi öldürdünüz.

“Bizim Çocuklarımızın Katillerini Koruyor ve Kolluyorsunuz”

Katılanlardan Kemal Kılıç beyanda bulunuyor.

Kemal Kılıç: Bugün burada diyorsunuz ki açık bir yargılama yapıyoruz. Buraya gelinceye kadar defalarca aramadan geçtik, üzerimizdeki bozuk paradan, şapkaya, bez parçalarına kadar her şeyi aldılar. Biz buraya adalet aramaya geldik fakat görüyoruz ki adalete bile erişip konuşamıyoruz. Keşke bugün alınan güvenlik önlemleri tren garı önünde de alınsaydı. Bugün bu önlemi alan kolluk görevlileri 10 Ekim günü neredeydi? Biz adalet için buradayız ama adaletsizliğin en büyüğünü görüyoruz. Bizim çocuklarımızın katillerini koruyor ve kolluyorsunuz. Bizi bugün burada bir kez daha öldürüyorsunuz. Ben hukukçu değilim ama burada maddi gerçekliğin ortaya çıkmasını istiyoruz. Bunun içinde sunduğumuz somut hiçbir delili kabul etmediniz, araştırmadınız.

“Gökyüzünden Yağmur Yağar, Kar Yağar. Ama O Gün Bizim Üstümüze Kan Yağdı…”

Katılanlardan Ayşegül Duman beyanda bulunuyor.

Ayşegül Duman: Ben %45 engelli halimle, hasta annei evde bırakarak Artvin Şavşat’tan geldim. Siz bu davayı kaçırıyorsunuz ama fizana da gitse bu davayı daha da kalabalık olarak gelecek ve takip edeceğiz. Dosyaya sunulan deliller, getirilmesini istediğimiz deliller, bizlerin beyanları bu olayın bize yaşatanların üç-beş öfkeli genç değil resmen bir terör saldırısı olduğu ve CMK 77’ye göre de insanlık suçudur. Fakat savcılık nedense bunu “vahşice duygularla insan öldürme” olarak nitelendirdi. Burada insanlık suçu işlenmiştir. Bu yüzden biz “vahşice duygularla insan öldürme” olarak değil insanluk suçu kapsamında değerlendirme yapılmasını istiyoruz.

Biz konuşurken şahsınıza değil temsil ettiğiniz 4. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına saygı duyarak konuştuk. Sayın savcı ve sayın heyet eğer o 66 tane istihbarat raporu gerekli yerlere ulaşmış olsaydı ve ilgili kamu görevlileri kendi görevlerini yerine getirmiş olsaydı ne Suruç, ne Diyarbakır ne 10 Ekim ne de 10 Ekim’den sonraki katliamlar gerçekleşirdi. Biz hiçbir yerde hiçbir insan ölmesin, yaşam en kutsal haktır dediğimiz için alanlardaydık.

Görüyorum ki sanıkların arasında onlarca kolluk görevlisi var. Acaba o gün biz orada katledilirken neredeydiniz ? Selim Sırrı’da saklanıyordunuz! Hakim Bey hazır mısınız bundan sonra yaşanacak katliamların sorumluluğunu almaya? Eğer kamu görevlilerinin yerine getirmiş olsaydı 103 can hayatını kaybetmezdi ve bizlerde sakat kalmazdık. İsteriz ki siz de adalet tarihine isminizi altın harflerle yazdırın. Hiçbir Yargıtay koltuğu, hiçbir makam mevki adaletten yüce değildir.

Bunlar burada ceza alacaklar ancak bizim asıl derdimiz bu değil. Bizim asıl derdimiz, biz orada ölürken bize gaz sıkan polis, katliam göz göre göre gelirken önlem almayan tüm kamu görevlileridir. Onlar yargılanmadığı sürece başka katliamların olmasının önüne geçilmesi olanaksızdır. Biz buraya gelirken insanlar bize boşuna gitmeyin oradan bir şey çıkmaz dediler. Ama biz bu davadan bir şeyler çıkarmak, gerçek adalete erişmek için geldik.

Gökyüzünden yağmur yağar, kar yağar. Ama o gün bizim üstümüze kan yağdı, insan eti parçaları yağdı. Buram buram ölüm kokuyordu her yer. O yüzden diyorum ki keşke ben de ölseydim.

Bizi hayata bağlayacak tek şey bu davada çıkacak adaletli karardır. Böyle bir karar çıkmadığı zaman bizim yaşamamızı gerektirecek bir şey kalmayacak. Bizim yaşamamıza dair tek umudumuz olacak olan bu davada adaletli bir karar vermeyecekseniz varsın yaşamlarımızda sizin olsun…

Eğer bu davada gerçek bir adalet çıkmazsa belki burada küçük cezalar alıp çıkacak sanıklardan biri çıktıktan sonra bir katliam gerçekleştirecek ve sizin çocuğunuzu öldürecek. O yüzden bunu da düşünün ve lütfen gerçek adalete uygun bir karar verin, avukatlarımızın taleplerini dikkate alın ve bu dosyayı asıl sorumlular yargılanmadan bitirmeyin. Eğer bu ülkede kanlı terör örgütlerinin sapkın olayları yaşandıkça vicdanınız sizi rahat uyutmayacaktır.

“Uçağa Binmek Buraya Girmekten Daha Kolay”

Katılanlardan Özcan Aydın beyanda bulunuyor.

Özcan Aydın: Bu duruşma salonuna ilk defa geldim, hava alanında uçağa binmek buraya girmekten daha kolay. İroni yarattı, çünkü olay günü tam tersi vardı.

“Bir Meslektaşınızın Da Katledildiği Gerçeğini Hatırlayarak Bir Karar Vermenizi İstiyorum”

Katliamda hayatını kaybedenlerden avukat Uygar Coşgun’un annesi Emel Coşgun beyanda bulunuyor.

Emel Coşgun: Ben meslektaşınız Av. Uygar Coşgun’un annesiyim. Bir meslektaşınızın da katledildiği gerçeğini hatırlayarak bir karar vermenizi istiyorum. Bu davanın bu aşamada bitmesini kabul edemiyorum. Asıl suçlular dışarıda gezerken, toplanmayan onca delil varken yüreğim kabul etmiyor.

“Devlet En Azından Bu Konuda Bu Katliama Yol Verenleri Yargı Makamlarına Teslim Etmesi Gerekirdi”

Ahmet Andiç: Ben katliamda en fazla yaralanan ve halen ağır tedavi gören hala hastanelerde mücadele veren Cihan Andiç’in babasıyım. Ben gar katliamında yaşamını yitiren 103 canın ve yaralılar önünde saygıyla eğiliyor ve onları şükranla anıyorum. Benim oğlum inşaat mühendisiydi. Savaşın içinden Diyarbakır’dan gelmişti. Çocuklarımız artık ölmesin, artık güzel bir gelecekte yaşam sürsünler demek için Ankara’ya gelmişti.

Şüphesiz ki devlet izinli olarak vermiş olduğu bir miting de devletin görevi vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamasıdır. 50 duruşmadır bizim gördüğümüz şudur ki; bu katliamı yapanlar bir yerden destek gördüler. Diğer katliam dosyalarına bakıyoruz aynı isimler, aynı ekip. Aynı isimler geçmesine rağmen bu konuda hiçbir tedbir alınmıyor. Katliamcılar Gaziantep’ten polis brikatı aşıyor, uyuşturucu bulunmasına rağmen yakalanmıyorlar ve tren garına kadar gelebiliyorlar. Devlet en azından bu konuda bu katliama yol verenleri yargı makamlarına teslim etmesi gerekirdi. Ama mülkiye müfettişlerinin raporlarına rağmen devlet bunun önünü kesti. Mahkemeniz bunun önünü kesti. Bazen devletler, devletlerin içinde organlar hata yapabilir. Eğer gerçekten ihmallerden kaynaklı bir katliam yaşandıysa en azından bu ihmale yol açanların adalet önünde getirilmesi gerekiyordu.

Ben de bu ülkede adalete güvenmek, can güveliğinin olduğu bir ortamda yaşamak istiyorum.

“Eli Kanlı Silahlı Terör Örgütü AKP’nin Ve Elebaşı Faşist Diktatör Recep Tayyip Erdoğan’dan Şikayetçiyim”

Ahmet Andiç’in ardından söz alan hayatını kaybedenlerden birinin yakın beyanda bulunmaya başladı. Beyan esnasında “Eli kanlı silahlı terör örgütü AKP’nin ve elebaşı faşist diktatör Recep Tayyip Erdoğan’dan şikayetçiyim.” demesinin ardından mahkeme başkanı mikrofonu kapattırdı. Aileler ve izleyiciler alkışlamaya başladı. Mahkeme başkanı duruşmaya ara verdi.

“Biz Savaşa Gelmedik Ki Barışa Geldik O Yüzden Arama Olmaz”

Aranın ardından duruşma devam ediyor. Elifa Özgan beyanda bulunuyor. Özgan Türkçe bilmediği için Kürtçe olarak beyanda bulunuyor. Av. Süheyla Oğuz, Özgan’ın Kürtçe beyanlarını Türkçe’ye tercüme ediyor.

Elifa Özgan: Biz yoldayken hiç arama olmaması dikkatimi çekti ve etrafımdakilere sordum niye hiç arama olmadı diye. Bana biz savaşa gelmedik ki barışa geldik o yüzden arama olmaz dediler. Sonrasında aradan 5 dakika ya geçti ya geçmedi patlama oldu. Araba da ben gelinim, torunum ve eltim vardı. Patlama olduktan sonra gözümü yerde açtım. Her yerde et parçaları vardı. Gelinim ve torunum yanımdaydı ama eltimi göremedim. Polisler gaz sıkıyorlardı. Ambulans gelmediği için taksiye binelim dedik ama taksici bizi almadı…

Şikayetçiyim. Ben, gelinim ve torunum ilaç tedavisi görüyor. Ben kullandığım ilaçları 2 ay önce bıraktım. Torunum hala bir ses duyduğunda irkiliyor. Davacıyım.

“AKP, IŞİD’in suç ortağıdır!”

Katılanların tamamının beyanda bulunmasının mahkemenin reddine karar vermesi neticesinde bir kısım katılan beyanda bulundu. Beyanların ardından katılan vekillerinin beyanlarına başlandı. İlk olarak Av. Doğukan Tonguç Cankurt beyanda bulundu.

IŞİD’e karşı yargı süreçlerinin etkisiz yürütülmesinin nedeni Davutoğlu’nun açıklamalarında gizli

Av. Doğukan Tonguç Cankurt: IŞİD’e karşı şu ana kadar dava dosyasına kazandırılan farklı illerdeki soruşturma ve kovuşturma dosyalarının tamamında yani Türkiye’nin dört bir yanında yargı süreçlerinin benzer şekilde etkisiz yürütülmesinin nedeni açıktır. Bunu en iyi dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun katliamın ardından gelen itiraf niteliğindeki sözleri açıklamaktadır. Davutoğlu, 12 Ekim 2015’te yaptığı açıklamada

“Tutup sebepsiz yere birini tutamazsınız. Türkiye’de intihar eylemi yapabilecek kişilerin belli bir listesi dahi var. Takip ediyorsunuz ama bu eylemi gerçekleştirme noktasına kadar şey yaptığınızda başka bir protestoyla karşılaşıyorsunuz. Rutin dışına çıktığınızda demokratik hukuk devletinde bunun da bir sınırı var” demiştir.

Davutoğlu bu açıklamasından iki gün sonra ise

“Her zaman şüpheli olarak birtakım isimler tespit edilir. Kast ettiğim şey şu Türkiye demokratik hukuk devleti. Potansiyel şüpheli diye birisini tutuklayamazsınız. Türkiye antidemokratik bir ülke değil” açıklamasında bulundu.

“AKP muhaliflerine genişletilen terörist tanımı IŞİD için daraltılmakta”

Hemen belirtmek gerekir ki Erdoğan ve iktidarın IŞİD’e yönelik hoşgörülü yaklaşımları mevzu bahis kendilerine muhalif kesimler olduğunda ortadan kaybolmakta ve tam tersi yönde tezler dile getirilmektedir. Ne demişti Erdoğan hatırlayalım:

“Elinde silahı olan, bombası olan teröristle, konumunu, kalemini, unvanını, amacına ulaşabilmesi için teröriste emir verenin de hiçbir vasfı yoktur, Akademisyen olması, gazeteci olması, STK yönetici olması, aslında o kişinin terörist olduğu gerçeğini değiştirmez.”

Görüldüğü kadarıyla AKP muhaliflerine karşı olabildiğince genişletilen terörist tanımı IŞİD ve benzer cihatçı terör grupları için daraltılmakta, hatta kullanılmamaktadır. Bu iki örnek IŞİD’e yönelik soruşturmaların siyasi iktidarın tercih ettiği şekilde yürütüldüğünü göstermektedir. Bu nedenlerle iddianame bu açıdan da  maddi gerçeği ortaya çıkarmaktan uzak kalmakta, aynı zamanda da katliama giden süreçte kamu görevlilerinin bu sistematik davranışlarını görmezden gelmektedir.

IŞİD üyelerini yargı da korudu

Nitekim yargının, IŞİD soruşturmalarındaki tutumunun bilançosu bazı haberlere de konu olmuştur. 2015 yılı içinde sadece Gaziantep’te 549 IŞİD üyesinin yakalanarak mahkemeye çıkarılırken yaklaşık 150 kişinin tutuklandığı 399 kişinin ise ‘ilk duruşmada’ serbest kaldığı iddia edilmiştir. IŞİD davalarında mahkemelerin verdiği beraat kararlarına dayanak yaptığı gerekçelerde IŞİD saflarında eğitim alsa bile, sınırın asker tarafından korunan yerinden geri döndü” ifadelerine yer verilmektedir.

Ancak iddianame IŞİD’in Türkiye’de nasıl bu kadar güçlendiğini ve bunda kamu görevlilerinin payını tartışmamış ve tüm bu süreci açık bir şekilde gizlemeye çalışmıştır. Yargılama sürecinde ortaya çıkan deliller ise mahkeme tarafından görmezden gelinmektedir.

“Katliamlar planlanırken kamu görevlileri IŞİD’i görmezden gelmişlerdir”

Öte yandan IŞİD’e yönelik soruşturma ve kovuşturmaların etkisizliği aynı zamanda kurulduğu andan itibaren Türkiye ile ilişkileri nedeniyle giderek güçlenmesi ve özellikle sınırları kontrol altına alarak buradan ciddi bir mali kaynak sağlayabilmesiyle de açıklanabilir.

IŞİD’in Türkiye’de örgütlenirken, katliamları planlarken kamu görevlileri tarafından nasıl görmezden gelindiği, izin verildiği şüphe götürmeyecek bir şekilde ortadadır.

IŞİD aynı zamanda Türkiye ile sınır başta olmak üzere pek çok ilişkisini kullanarak giderek güçlenmiştir. Soruşturma sürecinde bu ilişkilerin de üzerine gidilmemiş, bu süreç görmezden gelinmiştir. Kovuşturma sürecinde de bu konunda pek çok delil ortaya çıkmasına rağmen bu hususlar araştırma dışında bırakılmıştır.

“Davutoğlu IŞİD’i meşrulaştırmaya çalıştı”

AKP hükümetinin dostu Haşimi’nin düşünceleri hükümet yetkilileri tarafından da paylaşılmaktaydı. Musul saldırısının ardından IŞİD’e terör örgütü demeyen Davutoğlu çeşitli yalanlarla IŞİD’i meşrulaştırmaya çalışıyordu:

IŞİD dediğimiz yapı radikal, terörize gibi bir yapı olarak görülebilir. Ama oraya katılanlar arasında Türkmenler –ki çok yoğunluktalar- Araplar, Kürtler vardır. Oradaki yapı, daha önceki hoşnutsuzluklar öfkeler büyük bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu.”

IŞİD‘e yakınlığı ile bilinen Takva Haber sitesi, Davutoğlu’nun açıklamalarını;

“Dışişleri Bakanı’nın açıklamaları, İslâm Devleti gerçekliğini ve arkasındaki halk gücünü bir kez daha ortaya koydu”

yorumuyla karşılarken Davutoğlu’nun IŞİD’in henüz çok meşhur olmadığı dönemde söylediği bu sözler daha sonra Türkiye-IŞİD işbirliğinin simgelerinden biri haline gelecekti.

“Musul Başkonsolosluğu rehine krizi sürecinde yapılan pazarlık sonrası IŞİD güçlendi”

Musul Başkonsolosluğu krizi 20 Eylül 2014’te IŞİD’in rehineleri “serbest bırakmasıyla” son buldu. Rehinelerin serbest bırakılmasının hemen ardından nedeninin IŞİD’le yürütülen pazarlık sonucu rehinelerin 180 örgüt üyesiyle takas edilmesi olduğu iddia edildi. Bu iddialar Erdoğan tarafından da yalanlanmadı. Erdoğan rehinelerin serbest bırakılmasıyla ilgili “Maddi pazarlık asla söz konusu değil. Ancak siyasi ve diplomatik belli pazarlıklar sonucu vatandaşlarımızı kurtardık” derken IŞİD’le bir takas yapılıp yapılmadığı yönünde bir soruya ise, Velev ki bir takas yapıldı, ben vatandaşlarımın kurtarılmasına bakarım” yanıtını vermişti. Erdoğan daha sonra “Ne verdiysek verdik, işi bitirdik mi sen ona bak” sözleriyle IŞİD ile yapılan pazarlığı bir kez daha doğruladı.

Musul Büyükelçisi yaptığı açıklamalarda gelenlerin IŞİD üyesi gibi davrandığını, kendisine IŞİD ile ilgili bir takım evrakları imzalatmaya çalıştıklarını söyledi.

Sonuç olarak hangi vaatler ve pazarlıklar karşılığında IŞİD’in konsolosluk çalışanlarını bıraktığı bugün halen bilinmemektedir. Ancak kesin olan bu sürecin sonunda IŞİD’in daha güçlü çıktığıdır.

“Başbakanı Davutoğlu açık bir şekilde 10 Ekim Katliamı’nın AKP’nin oylarını arttırdığını ifade etmiştir”

Tüm bu veriler bağlamında bir gerçeği daha vurgulamak istiyoruz: Soruşturma ve kovuşturma süreci IŞİD’in Türkiye’deki bir dizi eylemi neden üstlenmediğini de ortaya koymamıştır.

Soruşturma da savcılık IŞİD’in saldırıyı üstlenmemesini araştırmamış ve hatta bunun IŞİD’in bir eylemi olduğunu katliamın hemen ardından yaptığı açıklamalarla ilan etmiştir.

En önem verdiği şeylerin başında propaganda gelen IŞİD, Türkiye’deki katliamlarını 2016 yılını 2017’ye bağlayan gece gerçekleştirdiği Reina saldırısına kadar sahiplenmemiştir.

Ancak basit bir infaz sahnesini bile büyük bir propaganda aracına dönüştürmeye çalışan IŞİD’in Türkiye’deki pek çok eylemi üstlenmemesi dikkat çekmektedir. Diyarbakır, Suruç, Ankara, Sultanahmet, İstiklal Caddesi ve Gaziantep düğün saldırısı. Türkiye’yi sarsan bu etkili eylemlerin hiçbirisi IŞİD tarafından üstlenilmedi.

IŞİD’in Türkiye’deki bu katliamları üstlenmemesinin sebebi kimilerine göre Türkiye’nin örgüt tarafından bir cihat alanı olarak görülmemesidir.  Ancak son olarak 03.11.2016 tarihinde IŞİD lideri Ebubekir El-Bağdadi’nin bir konuşması yayınlanmıştır. Bağdadi konuşmasında “Artık bugün Türkiye, eylemlerinizin çerçevesine ve cihadınızın kapsamına girmiştir” ifadelerini kullanmaktadır. Nitekim bu açıklamalardan yaklaşık bir buçuk ay sonra gerçekleştirilen Reina katliamı örgüt tarafından üstlenilmiştir.

Biz bu soruların yanıtının gerek yukarıda özetlenen iktidar-IŞİD ilişkileri ve etkisiz soruşturma ve kovuşturmalarda, gerekse 7 Haziran’dan 1 Kasım’a Türkiye’de değişen siyasal atmosferde yattığı kanaatindeyiz. Nitekim dönemin Başbakanı Davutoğlu açık bir şekilde 10 Ekim Katliamı’nın AKP’nin oylarını arttırdığını ifade etmiştir.

“IŞİD’in suç ortağı kamu görevlilerini koruyan ve kollayan, hatta bu ilişkilerin kurulması için talimat veren, IŞİD üyelerini etkili bir yargılamadan kaçıran AKP iktidardır”

Tüm bu açıklamalar ışığında tekrar ifade etmek gerekir ki; tüm deliller 10 Ekim Katliamının sadece bir IŞİD eylemi olmadığını göstermektedir; bu eylem iktidar tarafından kendisine her türlü imkan sağlanan IŞİD’in kadrolarının kullanıldığı ancak IŞİD tarafından sahiplenilmeyen ve siyasal sonuçları itibariyle en büyük faydanın yeniden tek başına iktidar olmak isteyen AKP tarafından sağlandığı bir katliamdır. Burada IŞİD’in suç ortağı da dava dosyasına giren soruşturma ve kovuşturmalarda IŞİD ile işbirliği içinde olduğu görülen kamu görevlilerini koruyan ve kollayan, hatta bu ilişkilerin kurulması için talimat veren, IŞİD üyelerini etkili bir yargılamadan kaçıran ve en sonunda istediği amaca ulaşan; yani tek başına iktidarını yeniden sağlayan AKP iktidardır.

Bizim mücadelemiz burada sorumluluğu olan polislerden istihbaratçılara, valilerden üst düzey kamu görevlilerine ve hatta dosyanın sanıklarından üzerinde ele geçirilen flashbellekte infaz gerçekleştirdiği görüntüler bulunan Ahmet Güneş’i serbest bırakan Gaziantep’teki hakimlerin ve burada sorumluluğu olan tüm yargı görevlilerinin de yargılanıp hesap vermesine kadar devam edecek.

“Bu Bir Patlama Değildir, Katliamdır”

Avukat Cankurt’un beyanlarının tamamlanmasının ardından Av. Nuray Özdoğan beyanlarına başladı.

Av. Nuray Özdoğan: Biz iktidarın tercihini biliyoruz. Adaletin burada iktidar ile aynı tercihte bulunmaması gerekir. Anayasal suçlarla ilgili olarak diğer tüm dosyalarda sanıkların UYAP sisteminden başka bir dosyası, soruşturması var mı diye mutlaka bakılır. Dava açıldığında gördük ki dosyayı yürüten savcı sanıkların geçmişini hiç araştırmamış. Biz dava sürecindeki taleplerimiz ile sanıkların onlarca dosyası olduğunu bizler ortaya çıkardık.

Avukat Nuray Özdoğan, duruşma salonun kapısına yazılan “Gar patlaması davası” yazısına tepki göstererek, “Zihniyetin değişmesi gerekir. Bu bir patlama değildir, katliamdır. Bu tanımlamanın değiştirilmesi gerekir” ifadelerini kullandı. Özdoğan, 10 Ekim davasının soruşturma sürecinde bilgi saklandığına dikkat çekerek, “Yargı yargıdan bilgi saklandı” dedi. Özdoğan, mülkiye müfettişlerinin katliama ilişkin hazırladığı ön inceleme raporuna 3 gün içerisinde işlemden kaldırma kararı verildiğini belirtti. Dava dosyasında “delil olarak kullanılamaz” denilen MİT raporu olduğunu aktaran Özdoğan, “Siz bu bilgi notunu ‘delil olarak kullanılamaz’ diyorsunuz. İçeriğini savcılık makamı sormuyor” diye vurguladı.

“10 Ekim İnsanlığa Karşı Suçtur”

Avukat Özdoğan’ın beyanlarının ardından Av. Senem Doğanoğlu Mütalaanın kendi içeriği açısından neden insanlığa karşı suç ile ilgili hiçbir ifadenin, değerlendirmesi yer almamasını eleştirdikten sonra, insanlığa karşı suçtan hüküm kurulması için yeni bir iddianameye gerek olmadığını ifade etti.

Doğanoğlu, insanlığa karşı suçla ilgili savcılık ve mahkemeye yaptıkları talepleri hatırlatarak, TCK’nin ilgili kanun maddelerini saydı ve sanıkların insanlığa karşı suçtan hüküm alması gerektiğini ekledi. Doğanoğlu, TCK Madde 77’nin uygulanması gerektiğini belirterek, “Yarın öbür gün Nusret Yılmaz, Edremit Türe, Ahmet Güneş gelse. Bombacı yeleklerinde parmak izleri bulanan sanıklar gelse zaman aşımını mı tartışacağız” dedi. Doğanoğlu’nun bahsettiği konu sanıklar hakkında TCK’da yer alan insanlığa karşı suçlarla ilgili cezanın istenmemesiydi. Sanıklar hakkında ağırlaştırılmış müebbet istendiği için yakalanamayan sanıklar hakkında zaman aşımı uygulanabilecek. Eğer 10 Ekim katliamı insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilseydi, yakalanamayan sanıklara zaman aşımı işlemeyecekti.

“Kamu Görevlileri Yargılanmayacak Derseniz Gerçek Adaletten Bahsedemeyiz”

Avukat Doğanoğlu’nun ardından söz alan Av. İlke Işık şunları söyledi:

Devlet yetkililerinin içinde olduğu bir katliamın delilli başka bir ülkede olsa yer yerinden oynardı. Ancak 10 Ekim katliamında tek bir kamu görevlisi hakkında devam eden bir soruşturma yok. Tek bir kamu görevlisi hakkında devam eden bir soruşturma nasıl olmaz böylesi bir katliamda? O mitinge Valilik, Emniyet Genel Müdürlüğü izin verdiyse, can güvenliğini almak onların görevidir. ‘Tek bir kamu görevlisi bile yargılanmayacak, ben bu dosyayı burada bitireceğim’ derseniz gerçek bir adaletten nasıl söz edebiliriz. Bu dosyada başından beri korunanlar var.

Hücre evlerinde depolarda olan kişiler var. Sanık olması gerekenler var. Sanıklarla birlikte yargılanması gereken kişiler olduğu halde neden dahil etmiyoruz. Kimliği tespit edilmemiş kişilerle birlikte karar verebilmenin izahını bulmak ne yazık ki zor.

“Sanık Tutuklu Diye Mutlu Olmamızı Mı Bekliyorsunuz?”

Bazı sanıkların dijital materyalleri halen Antep’te” diyen Işık, bu materyallerin getirilmediğinin altını çizdi: “Gerçek araştırma yapılsa bu sanıklar kimlerle konuşmuş ciddi bilgilere verebilecek veriler var aslında. Sanıkların bir birleriyle ilişkisi bizim yaptığımız çalışmalar sonucu ortaya çıktı. Sizin verdiğiniz bilirkişi raporunda bunlar yoktu. Devlet görevlileri ve kamu görevlileri dışındaki mesele de eksik. Usulü eksikleri tamamlamak gibi bir yaklaşım içerisinde değilsiniz. Bizim derdimiz dosya yıllarca sürsün değil. Adaletten bahsediyoruz ama yangından mal kaçırır gibi ‘bitireceğim bu dosyayı’ acelesini anlayamıyoruz. Eksikleri tamamlamak hem usulün hem de maddi gerçeğin gereği” dedi.

Işık, savcının verdiği mütalaayı eleştirerek, sanıklar hakkında çok ceza istendi izlenimi yaratmaya çalıştığını ifade ederek, “Sanıklarla ilgili savcı mütalaa verdi. Zaten hücre evleri önünde görüntüleri olan sanıklara ne verilebilirdi ki. Hani Türkiye gerçeğinde yaşıyoruz ya biz. Bu sanıklar daha önce tahliye edilmişti ya. Evet ya sanıklar tutuklu diye mutlu olmamızı mı bekliyorsunuz?” dedi.

Verilen yarım saatlik aranın ardından duruşmaya başlanacağı esnada Erdoğan ve AKP iktidarından şikayetçi olduğunu beyan ettiği için mikrofonu kapatılan Çağlayan Bozacı’nın duruşma salonuna alınmadığı bildirildi.

“Konuşma Yasağı Getiriyorsunuz”

Bunun üzerine söz alan Av. Sevinç Hocaoğulları “Konuşma yasağı getiriyorsunuz. Bu kararınız ile katliamda hayatını kaybedenlerin yakınlarına sorumluluları eleştirmeyin diyorsunuz.” dedi. Ancak Başkan Giray, “Öğlen aldığımız karar bir günlük karar o yüzden giremez” dedi.

“Duruşma Salonunu Terkederiz!”

Bunun üzerine aileler ve duruşma salonunda bulunan kurum temcileri ve izleyiciler alkışlarla ve bulundukları sıralardaki masalara vurararak  kararı protesto edip “Çağlayan içeri” sloganları atmaya başladı. Mahkeme salondakileri de dışarı atmakla tehdit etti. Söz alan Av. Hasan Hüseyin Evin şunları söyledi:

Kendisi babasının ölümüyle ilgili değerlendirmeler yapmıştır. Bu katliamın arkasında siyasi bir güç var. Kendisi bunu ifade edebilir. Babası katledilmiş bir insana karşı bu kadarlık bir vicdanı kanaat kullanın. Aksi halde vekiller olarak biz de sizi protesto edip salonu terk edeceğiz.

Bunun üzerine heyet kararını yeniden değerlendirdi ve Çağlayan Bozacı’nın salona alınmasına karar verdi.

Avukat beyanları sırasıyla Adana Barosu Başkan Yardımcısı Av. Sebahattin Gümüş, Av. Doğan Erkan, Av. Mehtap Sakinci Coşgun ve İHD Genel Başkanı Av. Öztürk Türkdoğan ile devam etti ve tamamlandı.

Avukat beyanlarının ardından HDP Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran, HDP adına beyanda bulundu.

Şu an da katılan KESK genel eş başkanı Mehmet Bozgeyik beyanda bulundu. Mahkeme heyeti duruşmayı yarın 09.30’a erteledi.

toplumsalhukuk