Adalet Nöbeti’ne katılan avukatlar: “Metin Feyzioğlu’nu davet ettik ama katılmadı”

Adalet Nöbeti’nin 26. haftasında avukatlar, hukuk dışı uygulamalara ses çıkarmayan ve nöbete gelmeyen Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’na tepki gösterdi. Nöbete katılan gazeteci Kadri Gürsel ise “Biz çürümedik, bize oynanan oyunlar çürüdü. Bundan sonra yargılanan ile yargılayanın yeri değişecek” dedi, tutuklu meslektaşlarının serbest bırakılmasını istedi

Hukuk örgütlerinin tutuklu meslektaşları için her perşembe gerçekleştirdiği Adalet Nöbeti, 26. haftasında devam etti. Çağlayan Adliyesi’ndeki nöbete Cumhuriyet Davası’nın son duruşmasında tahliye edilen gazeteci Kadri Gürsel de katıldı. Adliyenin içerisinde bir saat süren nöbet, C kapısı önündeki açıklamayla sonlandı.

“Bugüne kadar davet edilmesine karşın katılmayan tek kişi Feyzioğlu”

Açıklamada ilk olarak Av. Gülendam Şan Karabulutlar konuştu. Bugüne kadar Adalet Nöbeti’ne baro başkanlarının, hukuk hocalarının, milletvekillerinin ve gazetecilerin katıldığını söyleyen Karabulutlar, bugüne dek davet edilmesine karşın katılmayan tek kişinin Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu olduğunu belirtti. Karabulutlar, “Feyzioğlu’nun Barolar Birliği Başkanı olarak elbette çok işi var. Bizler de sosyal medyadan takip ediyoruz. Bu yoğun gündeminde ‘Adalet Nöbeti’ne katılımını beklerdik” dedi.

Nuriye ve Semih’in avukatlarının tutuklanması sürecinin savcılık ve sorgu aşamalarındaki hukuksuzluklardan söz eden Şan, Feyzioğlu’ndan bu konuda bir açıklama beklediklerini de dile getirdi.

Avukat Karabulutlar, 25 Eylül’deki Cumhuriyet davasında mahkeme heyetinin tanıkların görgüye dayalı bilgisine başvurmak yerine düşüncelerinin hatta duygularının sorulduğunu anımsattı ve şunu söyledi: “Yazar Ursula K. Le Guin der ki; ‘Bilim kurgu edebi bir gelenektir ve fantezinin değil, gerçekçiliğin çocuğudur. Gerçekçi bir hikaye, yaşanabilecek bir konuyu ele alır. Fantezi ise muhtemelen hiç yaşanmayacak bir hikaye anlatır’. Cumhuriyet davası iddianamenin açtığı fantastik yolda ilerliyor. Bizler de inatla en gerçekçi talepler olan adalet ve özgürlük talebimizi yinelemeye devam edeceğiz, ediyoruz. Çünkü Cumhuriyet davası bizim hikayemiz bizim gerçekliğimiz.”

Av. Gülendam Şan Karabulutlar tarafından okunan basın açıklamasının tam metni ise şöyle;

Sayın Meslektaşlarım, Sayın Basın Mensupları,

6 Nisan’da başladığımız adalet nöbetimizin bu hafta 26.sını gerçekleştirdik. 6,5 ay boyunca adalet nöbetimizde adaletin tatili olmaz dedik adli tatil ve idari tatiller dahil olmak üzere her hafta burada olduk; nöbetimize hocalarımız, baro başkanlarımız, milletvekillleri ve dışarıdaki gazeteciler düzenli olarak katıldılar. Yaklaşık 40 küsur hukukçu gazeteci burada bu meydanda basın açıklaması yaptı. Nöbetimize davetimize rağmen bir tek kişi gelmedi o da Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av.Metin Feyzioğlu.. Sayın Feyzioğlu’nun Barolar Birliği Başkanı olarak elbette çok yoğun bir gündemi var bizler de avukatlar olarak katıldığı toplantıları, açılışları, davetleri sosyal medyadan takip ediyoruz; ancak daha dün Rotary Kulübünün toplantısına yoğunluğunda vakit ayırabilen Sayın Feyzioğlu’nu bir hukuk insanı olarak Adalet Nöbetinde de aramızda görmek isterdik. Tabi bir de gözaltına alınan ve tutuklanan Halkın Hukuk Bürosu avukatlarının gözaltına alınma, sorgu ve tutuklanma süreçlerinde yaşanan hukuksuzluklara avukat örgütünün başı olarak bir kelam etmesini; bir kelamı yoksa da en azından gözaltında babasını kaybeden meslektaşımız Av.Özgür Yılmaz’ın cenazeye katılması için kendisine ulaşma çabalarına bir karşılık vermesini beklerdik.

Yine bildiğiniz üzere 12 Eylül günü evleri ve büroları basılarak gözaltına alınan 16 meslektaşımız 20 Eylül’de bu adliyede savcılığa çıkarıldılar; savcılık tarafından sorulan soruların bir kısmı; “Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın avukatı mısınız? Neden? Berkin Elvan davasının avukatı mısınız? İfadelerine girdiğiniz müvekkillerinize susma hakkını hatırlatıyor musunuz?” şeklinde idi. İşte meslektaşlarımız bu sorularla, tutuklanmaları istemi ile sulh ceza hakimliğine sevkedildiler. Aynı sevk maddesi tutuklanmaları talep edilen 16 meslektaşımız 4 ayrı sulh ceza hakimliği tarafından sorgulandılar. Böyle bir hukuksuzluk olabilir mi gerçekten? Aynı iddialarla aynı örgüte üyelik suçlaması ile itham edileceksiniz ancak sorgunuz birbirinizden habersiz olacak; savunmanız 3 avukat sınırlaması ile yapılacak; o salona TEM polisleri alınacak ancak 3 avukat dışında duruşma salonuna avukat alınmayacak! Sonuç; 14 meslektaşımız tutuklandı; yetmedi; hepsi önce Silivri cezaevine gönderildi 1 gün sonra 7 farklı ildeki cezaevlerine dağıtıldılar. Nedeni çok basit; tecrit olsunlar ve bizler de gitmeyelim, görmeyelim, dayanışmayalım.. Ancak bizler meslektaşlarımız ile dayanışma içinde olacağımızı buradan bir kere daha yineliyoruz.

Adalet Nöbetine başlamamızın nedeni olan Cumhuriyet Gazetesi davasında üç duruşma yaşadık. 28 Temmuz’da 2 meslektaşımızın ve 5 gazetecinin; 25 Eylül’de ise gazeteci Kadri Gürsel’in tahliye edilmesine hepimiz çok sevindik; ancak halen 4 gazete çalışanının tutuklu yargılanması bu sevincimizi kursağımızda bıraktı. Gazetecilerin ve avukatların yargılandığı bu davanın iddianamesi hakkında o kadar çok söylendi ki artık söylenecek söz kalmadı gerçekten de.. Hukuk cinayeti olarak nitelenebilecek bu iddianamenin aynen kabul edilerek başlayan yargılama sürecinde ise hukuk fakültelerinde, staj eğitim merkezlerinde örnek dava olarak okutulabilecek olaylar yaşıyoruz. Örneğin; 24 Temmuz’da başlayan ve 5 gün süren ilk duruşma sürecinde cumhuriyet gazetesi çalışanlarına mahkeme heyeti tarafından sorulan sorular için hepimiz “bu kadarı da olmaz” dedik. 11 Eylül ve 25 Eylül’de katıldığımız duruşmalarda mahkeme heyeti tarafından tanıklara sorulan “bu konuda ne düşünüyorsunuz?” “nasıl yorumladınız” gibi “görgüye dayalı bilgisine” başvurulması gereken tanığa “düşüncesinin hatta duygusunun” sorulmasına karşı tepkimizi söze dökebilmek için edebiyata sığınmaktan başka bir çare bulamıyoruz. Edebiyatseverlerin iyi bildiği Mülksüzler kitabının yazarı Ursula K. Le Guin’in bilimkurgu ve fantezi üzerine çok güzel bir tanımı var. Ursula K. Le Guin der ki; “Bilim kurgu edebi bir gelenektir ve fantezinin değil, gerçekçiliğin çocuğudur. Gerçekçi bir hikaye, yaşanabilecek olmakla birlikte yaşanmamış bir konuyu ele alır. Fantezi ise muhtemelen gerçek olamayacak bir hikaye anlatır”
Gerçekten de Cumhuriyet Davasının iddianamesi Ursula Le Guin’in deyimi ile fantastik bir iddianame olarak çoktan tarihe geçti. Yargılama süreci ise iddianamenin açtığı bu fantastik yolda ilerlemeye devam ediyor. Adalet Nöbeti katılımcıları bizler de inatla en gerçekçi talepler olan Adalet ve Özgürlük talebimizi yineliyoruz. Çünkü Cumhuriyet davası bizim hikayemiz bizim gerçeğimiz.

Saygılarımla.

“Yargılanan ile yargılayanın yeri değişecek”

Karabulutlar’ın ardından Kadri Gürsel söz aldı. Yaptıkları haberler nedeniyle kendilerinden nefretle söz edenlerin, Cumhuriyet tutuklularının hapishanede çürüdüğünü söylediğini hatırlatan Gürsel şöyle konuştu:

Ben bugün karşınızda, ne aklımızın ne ruhumuzun, ne kalbimizin ne de bedenimizin çürüdüğünün kanıtı olarak bulunuyorum. Bizler çürümedik. Alnımız da aktır, başımızda diktir. Bu arada Türkiye’de çürümüş birçok şey vardır. En başta da bizim hapiste çürüdüğümüzü söyleyenlerdir. Ayrıca soylu, yüce gibi kavramlar adına dikilen binaların içinde oynanan oyunlar da çürümüştür. Bu oyunların parçası olarak yazılan iddianamelerde tarafımızdan çürütülmüştür.

Cumhuriyet çalışanlarını hapishaneye tıkan iradenin bu oyundan umduğu faydanın miadını doldurduğunu kaydeden Gürsel, “Bundan sonra yargılananla yargılayanın yer değiştirdiği görülecektir. Benim buradan Cumhuriyetçileri içeriye tıkan iradeye mesajım şudur; vakit varken geride bıraktığımız dört arkadaşımızı serbest bırakın. Sizin menfaatinizin icabıdır” dedi.

Açıklama, Adalet Nöbeti’nin gelecek perşembe tekrar bir araya gelineceğinin belirtilmesiyle son buldu.

toplumsalhukuk