Adaletin Bu Mu Dünya – Av. Kardelen Yılmaz (kaosgl.org)

“Şiddet ve sömürü alanın ayrılmaz bir parçası olmuşken öznenin de bu döngünün bir parçası olması da bu meslekte uzun süreli bir özsavunma diyebiliriz.”

“Adaletin bu mu dünya” yazı dizisinde avukatlara mikrofon uzatıyor, LGBTİ+ hakları ve hukuku konuşuyoruz. Yazı dizisinde bugünkü konuğumuz, Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği’nden Avukat Kardelen Yılmaz.

Kırmızı Şemsiye’nin, seks işçilerinin başta cinsel sağlık üreme sağlığı olmak üzere sorunlarını gündeme taşımak ve çözüm önerileri üretmeyi hedefleyen; bu hedef doğrultusunda hak ihlallerinin izlenmesi, öncelikli olarak avukata erişim olmak üzere adalete erişim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve özneler tarafından yürütülen hak mücadelesi doğrultusunda politika geliştirilmesine çabalayan bir dernek olduğunu söyleyen Yılmaz şöyle devam ediyor:

“Seks işçiliği alanını geniş ele aldığımızda atılacak her adımın derneğin faaliyetleri kapsamına girdiğini söyleyebiliriz. Seks işçilerinin güçlendirilmesi, bilgilendirilmesi ve eğitimi, hak ihlalinin olduğu durumda avukata erişilmesi ve süreçte danışmanlık hizmetinin verilmesi, ihtiyaç analizinin yapılması ve bu analiz doğrultusunda hem kamu hem özel sektöre yönelik farkındalık çalışmalarının yapılması ve alana dair söz üretilmesi derneğin kurulduğundan bu yana attığı adımlar diyebiliriz.”

“Yargı mekanizmasında öznelerin sürekli ‘fail’ olarak görüldüğü bir alan…”

Trans seks işçileri, LGBTİ+ hak arayışının neresindeler?

Açıkçası LGBTİ+ hak arayışı özelinde konuşmak gerekirse, benim gözlemlediğim ilk şey, bizim zorunlu seks işçiliği olarak tanımladığımız durum. Lisans mezunu olan ya da olmayan, hem özel hem kamuda istihdam olanağı edinmiş olan trans seks işçilerinin görünür olmaya başlaması, kendini ifade etmeye dair adım atmış olması ya da çalıştığı yerde görünür olmasa dahi, özel hayatının incelenmesi halinde trans kimliğinin fark edilmesi sonucunda işten çıkarılmaları. O sebeple alanda öznelerle gerçekleştirdiğimiz her sohbette ki bu sohbet bazen karakoldaki memurlara isyan etmeleri şeklinde de ortaya çıkabiliyor, bu işi mecburi olarak yapmış olmaları ve kendilerine bir istihdam olanağı yaratılmaması. Bu istihdam olanağını da dar anlamda yorumlamamak gerekiyor. Hayatının 5 senesini ya da 10 senesini seks işçiliğini meslek edinerek idame ettirmiş bir trans seks işçisinin alternatif istihdam olanaklarına erişmek istemesi halinde fırsat eşitliğinin gözetilmesi gerektiğinin de altını çizmek önemli. Aynı zamanda verilen iş imkanı ile sınırlı kalmayıp, ilgili iş prosedürlerinin de trans kapsayıcı prosedürler olması şart. Sağlık hizmetlerine erişiminden tutun da işyerine özgü sosyal faaliyetlerin kapsayıcılığına kadar geniş ve ayrıntılı bir düzenlemenin olması şart. Ancak o zaman hayatının büyük bir kısmını seks işçiliğini meslek edinerek geçirmiş bir kişinin alternatif istihdama rahatlıkla, ayrımcılığa uğrama veya adapte olmakta zorlanma endişelerini taşımadan erişmesini sağlayabiliriz.

Gözlemlediğim ikinci mesele ise şu olabilir, LGBTİ+ hak arayışının içine girememek. Bunu açmak gerekirse, seks işçiliği alanı kendine özgü hem işçi olmaktan hem de toplumda kabul görmeyen bir meslek sahibi olmaktan dolayı farklı hak ihlallerinin sistematik olarak uğratıldığı bir alan. Bu yaşama, hayatını idame ettirme ve şiddet ve sömürüye en az maruz kalarak, hayatta kalarak çalışmaya devam edebilme kaygısının her gün taşındığı ve hatta hayatın bir parçası haline gelen bu kaygı ile her gün yaşandığı bir meslekte özneler mücadelelerinin içinde LGBTİ+ hak mücadelesini unutabiliyor, unutmak zorunda kalabiliyor. Çünkü sistematik olarak yıllardır kriminalize edilen bir alan ve seks işçiliği alanı, kesiştiği diğer mücadele alanlarından farklı olarak yargı mekanizmasında öznelerin sürekli “fail” olduğu bir alan. Bu durumda kişi kendinin resmi kurumlar nezdinde fail olmadığının ne kadar farkında, ne kadar fail değil, ya da ne kadar bu adli süreç baskısı ve ceza baskısı altında kendi hak mücadelesini yürütebilir? Bu soruların kıymetli olduğunu düşünüyorum. O sebeple hem şikayet sürecinde hem şüpheli sıfatı aldıkları süreçlerde, cinsel yönelimin ya da cinsiyet kimliğine dayalı bir mücadele etmeyi yok sayabiliyor. Önemli olan mesainin devam edebilmesi, önemli olan olabildiğince az ceza almak, önemli olan hayatını idame ettirmeye geri dönebilmek ve bunu sekteye uğratmamak.

Aynı durumu kadın mücadelesi için de söyleyebiliriz. Toplumsal cinsiyet bilgisine ne kadar sahibiz bu alanda ya da ne kadar sahip olmaya ihtiyaç duyuyoruz? Sosyalleşebilmenin ve bir yer edinebilmenin yalnızca kendi meslektaşların ile mümkün kılınabildiği ve bu sebeple kendine özgü kültür ve yaşam biçimini oluşturmuş bir alandan bahsediyoruz. Şiddetle karşı çıkılan normların ne kadarının farkındayız, kendimiz şiddete dair ne kadar karşı durabiliriz sorgulamak gerekiyor seks işçiliği alanında. Şiddet ve sömürü alanın ayrılmaz bir parçası olmuşken öznenin de bu döngünün bir parçası olması da bu meslekte uzun süreli bir özsavunma diyebiliriz. Ancak şiddetin yöneldiği taraflar maalesef ki kadın mücadelesinin ya da LGBTİ+ mücadelesinin nitelendirdiği fail tanımına uyar mı bu noktada maalesef ki farkındalık yaratmanın da güç olacağı bir alan diyebilirim. Bunlar yalnızca benim gözlemlerim tabi. Ancak her savunmasız gruplar altında nitelendireceğimiz öznenin var olabilmek için erilleşmesini, seks işçiliği alanında görmek de kaçınılmaz aslında. Yalnızca daha yaygın, daha mecburi. İşin ucunda geçinememek, sürekli şiddet görmek ve maalesef ki hayatını kaybetmek var.

Kayıtlı ve kayıtdışı alanda seks işçiliği

Seks işçiliği yapan LGBTİ+ öznelere ya da seks işçiliği yapmayanlara avukatlar ya da barolar tarafından önyargı var mı? Seks işçiliği yapan bireyler mahkemelerde, barolarda, avukatlar arasında nasıl karşılanıyor?

Baroların son dönemlerde LGBTİ+ haklarına duyarlılığı hepimizin gözlemlediği bir şey aslında. Bu konuda artık fobik bir tavır sergilemekten geri duruyorlar. İşin içinde olan öznelere, çalışanlara, aktivistlere ve onların sözlerine verdikleri kıymet gözle görülür derecede arttı. Ancak seks işçiliği alanı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Baroların tavrını bu kadar hızlı değiştiremeyeceği gerçeği ile yüzleştik biz. Açıkçası çok da zorlamamak gerekiyor ya da sert bir tavır sergilememek gerekiyor. Çünkü barolardan ve meslektaşlardan önce seks işçiliği alanı ile ortaklaşan ya da kesişen özellikle kadın alanının bu konuya ne kadar kapsayıcı yaklaştığını irdelemek lazım. Seks işçiliği bir meslek midir değil midir, seks işçiliği sömürü müdür, seks işçiliği kadın bedeninin metalaşması mıdır, seks işçiliği eril zihniyetin ekmeğine yağ mı sürer gibi sürekli tekrar eden tartışmalardan öteye gidemedik maalesef. Bu tartışmaları keşke uzun süre sürdürsek o da olmuyor. Bir dönem patlak veriyor herkes nedense öfkesini dile getiriyor seks işçiliğine ve meslek olması gerektiğini dile getirenlere, kimse öznelere sormuyor, kimse alana gönül vermişlere sormuyor, herkes birbirine küsüyor ve konu kapanıyor.

Ancak unuttukları çok önemli bir nokta var ki, bunu meslek olarak kabul etsek de (kendi içimizde) etmesek de bu alan var, seks işçiliği yapan insanlar var ve sistematik olarak toplumun her kesiminden şiddete uğruyorlar. Bu tartışmalar da bu şiddet döngüsünün bir parçası. Biz bu tartışmaları yaparken, caddede müşteri beklediği için bir seks işçisi 6 saat karakolda tutulmaya devam ediyor, seks işçiliği meslek olmamalıdır kadın bedeni metalaşıyor diye bağrılırken, bir erkek seks işçisi, hakarete uğrayarak şiddete maruz kalıyor. Eril zihniyeti besler deyip mesleği yok sayarken, meslek mensubu sigortalı çalışan genelevde çalışan seks işçileri cezaevi gibi bir yerde mesai sınırı olmaksızın, kondoma erişimde zorluk yaşayarak yıllarını seks işçiliğine vermeye devam ediyor. Biz bu tartışmaları yaptık özneye sorduk mu sorusu kıymetli. Çünkü sorsalar tartışamayacaklar. Çünkü sorsalar alacakları cevap, mesleği iyileştirin, koşullarımızı iyileştirin olacak öncelikle. Bu kadar seks işçisinin olduğu bir ülkede, gözümüzü nasıl kapatıyoruz anlamakta güçlük geçiyorum. Ben bu tür tartışmalara hiç kulak asmıyorum diyebilirim. Senin fikrinin ne önemi var vasat herif gibi güzel bir kullanım vardı sosyal medyada. Ben okurken genelde içimden bunu geçiriyorum.

Baroların da maalesef ki henüz kendi içlerinde kabul etmediği ahlaki olarak kabul edemediği, ya da yargı mekanizmasında usulüne uygun ya da değil, uzun yıllardır fail olarak nitelendirilen bir meslek grubunun adını geçirmekten korkması kaçınılmaz. Nedense seks işçiliği alanına destek verebilmek ya da alanın sesini duyurabilmek için baro çatısı altında olan herkesin ”bu bir meslektir“ fikrini benimsemesi bekleniyor gibi çok komik. Oysa ki hak mücadelesinin sesini duyurmak bu değil ki. Seks işçiliği alanına özgü böyle bir tavır var. Herkes önce mesleği kabul edecek ona ikna olacak galiba. O zamana kadar alan yokmuş sanki teorik bir tartışmaymış gibi davranılıyor. Yahu var, sokakta, evde, sosyal medyada, üniversitede her yerde. Tüm insan hakları mücadelelerinin ufak bir açığı seks işçiliği alanı.

Mahkemelerdeki tavır tahmin edilebilir. Siz sanıksınız. Bir sanığa nasıl davranılır? Bağrılır, psikolojik şiddet uygulanıp bazen olmayan bir suçun ikranına yöneltilir. “Bu alan bir bataktır, bu insanlar da bu bataklığın failleridir”. Rahatlıkla usulsüz, değerlendirme yapılmadan, kestirip atılarak ceza verilebilir. E yeterli avukat desteği de yok. Yeterli söz üreten ve o sözü yaygınlaştıran da yok. Mahkemeler kötü. Benim hukuki danışmanlık sürecim boyunca maalesef danışanlarla çoğunlukla kısa vadeli çözümlere odaklanıyoruz. Çünkü alanın adalete inancı sıfır. Avukatlara da öyle. Dernek avukatı gönül rahatlığıyla aranabilen nadir pozisyon ki kendi özelimde güven sağlamak benim için de uzun zaman aldı. Bu haldeyken kimse mücadele yürütmek istemiyor. Derdimiz hayatımıza getirebildiğimiz bir nebze iyi koşullar ile devam edebilmek. Alana dair gözlemlerim bu tabi, ben bu umutsuzluk ile yaklaşmıyorum…

Seks işçiliğinin hukuki sınıflandırmasını yapar mısın? İş hukuku kapsamında değerlendirilebilir mi?

Kayıtlı ve kayıtsız alanı ikiye ayırmak gerekiyor. Kayıtlı alan yani şu an var olan genelevlerde çalışanlar uzunca ada sahip tüzüğümüz tarafından düzenleniyor. (genel kadın ve genelevlerin tabi olacağı hükümler ile fuhuş yüzünden bulaşan zührevi hastalıklarla mücadele tüzüğü) Bu tüzükte çoğunlukla genelev açma şartları, düzenli muayeneler, usulsüz işlemlerde ceza hükümleri ve temel tanımlar yer alıyor.

Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanununa göre genel kadın sıfatında çalışanlar 4A’lılar. Ancak tüzük işçi hakları kapsayıcı bir amaç edinmiyor. Bu sebeple haklar bazında tüzükten yararlanamıyoruz. İş kanununa tabiler doğal olarak 4A’lı oldukları için, ancak tazminat, iş göremezlik, meslek hastalığı, işten çıkarma ve işe alma süreçlerinde maalesef ki iş kanunu yeterli olamıyor. Bir yandan özel işletme bir yandan idareye bağlı olan yerler olduğu için bu prosedürler kendi uygulamasında şekilleniyor. Bu şekillenme de genellikle işçinin hak kaybına uğraması üzerine oluyor.

Kayıtsız alan bir boşluk. Ne yasal olarak düzenlenmiş, ne suç olarak tanımlanmış. Tüzükte en önemli kayıtsız alana dokunan yer ev mühürlemeleri, onu da kısaca şöyle içeriyor, izin fuhuş yapılan yer olursa mühürlerim. Kayıtsız alan kendi evinde izin almadan fuhuş yapan olarak geçtiği için düzenli olarak evler mühürleniyor. Onun dışında kayıtsız alanı kapsayıcı herhangi bir iş hukuku açısında düzenleme göremiyoruz. Kayıtsız alanın iş hukuku kapsamında değerlendirilmesi işçi işveren ilişkisi olup olmayacağına göre değişecektir. (teorik konuşuyoruz )Tek başına çalışanların doğal olarak Borçlar kanununa göre borç ilişkisi olarak nitelendirilebilir, ya da tek seferlik hizmet ilişkisi diyebiliriz. Ancak fuhuş borcu eksik borç bu sebeple öyle bir taleple yasal olarak yer bulmamız mümkün olmuyor.

“Yalnız kalmak bazı önyargıların göstergesi olabilir”

Seks işçiliği yapanların haklarıyla ilgilenen avukatlara, diğer avukatlar tarafından bir önyargı var mı?

Açıkçası bunu tek başıma cevaplamam çok doğru olmaz. Çünkü ben önyargıdan kastımızı anlayamıyorum bu alanda. Ben önyargı görmüyorum kendime, çok sık karakola giden biri olarak, karakoldaki önyargı benim seks işçiliği alanında çalışmamdan ziyade küçük gösteren kadın bir avukat olmam. Ciddiye alınmada zaman zaman problem yaşayabiliyorum. Kendi meslektaşlarımda bir önyargı görmedim. Benim bu işi yapıyor olmam sebebiyle bir şok yaşıyorlar evet. Bu şokla beraber merak da ediliyor ancak ben bu işi nasıl beceriyorum merakı biraz daha merak ediliyor. Ancak kimse alana ilgi duymuyor. Kimse evet dokunulması gerek deyip gönüllülükle yaklaşmıyor. Ahlaki bir yerden de yargılanmıyorum yargılanıyorsam da bu bana yansıtılmıyor. Maalesef ki oturup bunu konuşabilecek avukat sayımız çok değil. Düzenli birlikte alanda çalışabileceğimiz. Türkiye’nin her yerinden arandığımda farklı avukatların davalara baktığını duyuyor ve ulaşmaya çalışıyorum. Ancak onlar da davaya ve tarafa bir alan mücadelesi olarak bakmıyor, bir dava olarak bakıp, bilgi vermeyi reddediyor. Böyle birazcık benim için. Yalnız kalmak ve uzun süredir yalnız çalışıyor olmak aslında belki de bazı önyargıların göstergesi olabilir.

Kaosgl.org