Ankara’da farklı semtlere yayılmış adliye binalarında adalet aranıyor

Ankara’da avukatlar ve yurttaşlar yedi farklı adliye binasında adalete erişmeye çalışıyor. Adalet Bakanlığı ise adliyelerin birleştirilmesi konusunda somut hiçbir adım atmazken sürekli olarak adelete erişimi parçalıyor. Biz de toplumsalhukuk olarak parçalı adaleti Av. Deniz Özbilgin ile konuştuk

Ankara’da şehrin farklı semtlerine adliyelerin farklı birimlerinin dağıtılması ile birlikte avukatlar ve yurttaşlar adliyeler arasında duruşmalara yetişmeye çalışıyor. Avukatlar bir adliyeden çıkıp, diğer adliyedeki duruşmasını kaçırmamak için çaba sarfetmekle uğraşırken yurttaşlar ise; bildikleri tek adliye olan Sıhhıye’deki adliye binasına duruşmaları için geldiklerinde burada sadece ceza ve aile mahkemelerinin kaldığını öğrenmenin önce şokunu yaşıyor, sonrasında duruşmasının olduğu adliyenin semtine nasıl gideceğinin derdine düşüyor. Benzer bir şoku şehir dışından Ankara’ya duruşma takibi için gelen avukatlar da yaşıyor.

Adliye binalarının şehrin birbirinden uzak noktalarında konumlanması nedeniyle gün içinde bir avukatın bir mahkemeden diğer mahkemeye yetişmesi neredeyse imkansız bir durum. Ankara’da mesleklerini icra eden avukatların tepkisini çeken bu durumu Av. Deniz Özbilgin ile konuştuk.

Bakanlık birleştirmiyor, parçalıyor

Adalet Bakanlığı ise sürekli olarak adliyelerin birleştirileceğini, yer bakıldığını, gerekli çalışmaların yürütüldüğünü söylüyor. Ancak bugün somut duruma bakıldığında adliyeler sürekli olarak parçalanıyor. Adalet Bakanlığı ise birleştirme çalışmalarının ne zaman başlayacağını dahi söyleyemiyor.

Ankara’da hangi adliye kaç parça ve nerede?

Ankara’da bu söyleşinin yapıldığı tarih itibariyle;  Balgat‘ta İş ve Ticaret Mahkemeleri, Dışkapı‘da Sulh Hukuk, Asliye Hukuk ve Tüketici Mahkemeleri, Söğütözü‘nde İcra Müdürlükleri ve Mahkemeleri, Sıhhıye‘de Cumhuriyet Savcılıkları, Ceza Mahkemeleri ve Aile Mahkemeleri, İvedik‘te Fikri Sınai Haklar Hukuk ve Ceza Mahkemeleri, Emek‘te İdare Mahkeleri’nde yurttaşların ve onların temsilcisi avukatların adalet arayışı devam ediyor.

“Avukatlık beyaz yakalı şirket çalışanları mesleği haline geliyor”

Konuyla ilgili toplumsalhukuk’a konuşan Ankara Barosu avukatlarından Deniz Özbilgin adliyelerin çok parçalı hale gelmesinin avukatlık mesleğinin bağımsız bir şekilde icra edilmesini engellediğini belirterek şunları söyledi:

Avukatlar yönünden çoklu, parçalı adliye bir mesleki dönüşüm sorunu. Öncelikle günlük dahi olsa belli bir iş alanında çalışmanız gerekiyor, o adliye koridorlarını aşındırıyorsunuz. Devamla çakışan iş ve duruşmalar sebebiyle bölünme gerekiyor, bu da işi bir başka meslektaşa paslama anlamına geliyor, o iş kolunda çalışıp o adliyede olacağını tahmin ettiğiniz kişiye…

İkinci olarak, Ankara’da her yıl bin yeni avukat baroya kaydolurken ve fakat dosya alma olanağı bu hızla artmazken bu parçalanma avukatın iş çakışması sebebiyle o çok ihtiyacı olan işi kaybetmesine ya da hiç alamamasına sebep oluyor.

Üçüncü olarak şahıs zihin ve beden emeğine dayanan bu meslek, bir süre sonra ekip işi haline gelmek durumunda kalıyor. Yukarıda değindiğimiz işlerin çakışması sebebiyle. Zaten ekonomik olarak günden güne zora giren avukatlık mesleği bu hali ile birey üretiminden çıkıp, şirketleşme ya da avukatlık ortaklıkları yoluna gidiyor. Genç ve bireysel çalışan meslektaşlar içinse bu şirketleşmeye meydan okumak çok zor. Ya işçi avukat olarak avukatlık şirketlerinin bünyesine dahil olacaklar ya da kendileri de şirketleşecek. Bu noktada da “büyükler” ile rekabet meselesi başlıyor.

Meslek dönüşüyor, avukatlık beyaz yakalı şirket çalışanları mesleği haline geliyor.

“Adliyeden çıkan yurttaş lanet okuyor ve bir daha gelmemek için çabalıyor”

Özbilgin bu durumdan yurttaşların nasıl etkilendiği ile ilgili şu açıklamalarda bulundu:

Elinde tebligat yanlış adliyeye gelmiş, yer değişikliğini öğrenip gidene kadar işini görememiş, duruşmasını kaçırmış bir kurban. Adalete erişim yurttaş için bir haktır. Layıkıyla erişimi sağlamak ise devlet adına bir ödev. Adliyeden adliyeye savrulan, bina içi yetersizlikler ile perişan edilen yurttaş, daha en başta nice beceriksizlik örneği ile zaten adalet beklentisini ve adalet mekanizmasına olan güvenini kaybediyor. Kendine hayrı olmayan bir adalet mekanizmasıdır bahsettiğim. Penceresiz duruşma salonu, kürsüsüz hakim, fotokopisiz mahkeme, asansörsüz 10 katlı adliye… Adliyeden çıkan yurttaş zaten yaka silkmekte, lanet okumakta ve bir daha gelmemek için çabalamaktadır.

Adalet kelimesinin içi bu kadar boşalmışken, adalete erişmenin çabası dahi bir eziyete dönüşünce zaten biz adalet alanında çalışan meslek gruplarının da saygınlığı, itibarı eski üstatların mesleki anı kitaplarında kalıyor.

Buyrun bu da yurttaş nezdinde avukatlığın mesleki dönüşümü…

Son olarak Özbilgin, “Adalet Bakanlığı bu uygulamayla neyi hedefliyor?” sorumuzu şu şekilde cevaplandırdı:

Adalet Bakanlığı’nın ya da diğer alt yapıları ile siyasal iktidarın bu konuda belli bir hedefi olduğunu sanmıyorum. Çağlayan, Kartal, Bornova adliyeleri örneklerinde olduğu gibi tek ve büyük merkez adliye daha tutarlı.

“Devasa Adliye Sarayı” inşası ihtişam, gösteriş, saray meraklısı AKP ve bakanlıkları için daha makul aslında.

Ankara’daki garabet ise tamamen plansız, programsız büyüme ile ilgili.

Ankara’nın kaderidir belki de. Başta metro projelerimiz olmak üzere, Akay Kavşağı, Mithatpaşa Köprüsü, Sıhhiye Köprüsü gibi matah proje olarak sunulan ve fakat plansızlık sebebiyle 1 ay ile 1 yıl gibi bir zaman dilimi içinde ihtiyaca yanıt veremez hale gelen nice projemiz var.

toplumsalhukuk