Av. Pınar Çelik Arpacı ile söyleşi: “El sıkmamak mevcut baro yönetimlerinin nitelikli bir eleştirisidir”

Geçtiğimiz günlerde Av. Pınar Çelik Arpacı, Eskişehir Baro Başkanı’nın elini protesto amaçlı sıkmadığı için baro başkanının şiddetine maruz kalmıştı. Toplumsalhukuk olarak Av. Arpacı ile baro başkanının elini neden sıkmadığını, gelen tepkileri, barolardan beklentileri konuştuk

Arpacı, Büyükada gözaltıları ile ilgili açıklama yapmak istedikleri için baro kurallarından çıkarıldıklarını, çıkarma işleminin iptali için dava açan avukatlara baro tarafından re’sen disiplin soruşturması açıldığını ifade etti

Ülkenin siyasetinde hakim olan “tek adam siyaseti”nin bir taşra barosunda “astığım astık kestiğim kestik” bir baro başkanı yarattığını söyleyen Arpacı; “baro yönetiminin düşmanca ve hukuk dışı uygulamaları baro başkanın uzattığı elde simgeleşmiştir” diyor

Erkek egemen şiddetin ezberini bozan her davranışın şiddetle bastırıldığının altını çizen Arpacı, el sıkmamanın mevcut baro yönetimlerinin nitelikli bir eleştirisi olduğunu söylüyor

Baro başkanının elini sıkmamanıza en çok eleştiri nezaketsizlik yaptığınız şeklinde oldu. Yanı sıra sosyal medyada gerici olduğunuz, dini saiklerle başkanın elini sıkmadığınızı düşünenler oldu. Hatta bir sosyal medya kullanıcısı “yallah Arabistan’a” demiş sizin hakkınızda. Başkanın elini neden sıkmadınız?

Eskişehir Barosu’nda uzun zamandan beri yönetim kurulu ile komisyonlar arasında yaşanan bir gerilim var. Baro Yönetimi ilk olarak İnsan Hakları Komisyonu’nun çalışmalarına vesayet koydu. Aslında Baro Başkanı Rıza Öztekin 7 yıl önceki seçim vaatlerinde “komisyon başkanlarının yönetim kurulu üyeleri dışından seçilmesiyle bir özerklik kazanması gerektiğini” söyleyerek seçim çalışması yapmış ve seçim sonrası bu vaadini yerine getirmişti. Ancak başkanlığının ilk iki döneminde komisyon faaliyetlerine müdahale etmeyen başkan son 3 yılda özellikle insan hakları komisyonunu çalıştırmak istemedi.

Temmuz 2017’de “Büyükada gözaltıları” olarak bilinen insan hakları savunucularının gözaltına alınmaları sonrasında yapmak istediğimiz basın açıklaması yine baro yönetimi tarafından engellendi. Ancak bu kez komisyonun 8 üyesi bir daha aynı komisyona üye olmamak üzere insan hakları komisyonundan çıkarıldı. Bu karara karşı bazı arkadaşlar şahsen, bazılarımız vekalet verdiğimiz meslektaşlar vasıtasıyla iptal davası dava açtık. Baro yönetimi, bu kez de bir kılıf uydurarak idari dava açanlara ve vekillerine disiplin soruşturması açtı. Eskişehir Barosu yönetiminin kendi meslektaşlarına yönelttiği hasmane tutum komisyondan çıkarılmamız sonrasında da devam etti.

“Yalandan bir nezaket sergilemek riyakarlıktır”

Nezaketen başkanın elini sıkmam gerektiği söyleniyor; ancak yukarıda anlattığım olaylar sonrasında adliyede selamlaşmadığım bize düşmanca davranan bir baro başkanın elini yaptığı hukuksuzluklardan dolayı, onu baro başkanım olarak görmediğim için sıkamazdım. Sırf karşı karşıya geldik diye yalandan bir nezaket sergilemek bana riyakarlık gibi geliyor. Dolayısıyla meselenin temelinde dini saikler değil, başkan Öztekin şahsında Eskişehir Barosu Yönetim Kurulu’na duymuş olduğum tepki yatmaktadır.

Astığım astık kestiğim kestik bir baro başkanı

Baro başkanı sizce nereden bu  cüreti alıyor?

Baro başkanı 4. dönemi içinde. son iki seferdir karşısında bir rakip olmadan seçimlere girdi. O bunu kendi başarılı icraatlarına bağlasa da aslında karşısına iki seferdir aday çıkamamasının nedeni ülkenin siyasetinin kısırlığının baroya yansıması. Aynı koltukta 8. yıla girecek kişi bir iktidar zehirlenmesi yaşıyor tabi. Ülkenin siyasetinde hakim olan “tek adam siyaseti” bir taşra barosunda bile “astığım astık kestiğim kestik” bir baro başkanı yaratıyor. Yine baro başkanının TBB Başkanı Metin Feyzioğlu ile olan siyasi kaderdaşlığından aldığı açık destek de bu özgüven ve cüretin bir başka sebebi. Tüm bu etkenlerin yanı sıra kişilik yapısı itibari ile öfke kontrolü olmayan bir kimse olduğunu türlü baro çalışmalarında gördüğümüz bir yönetici profilini temsil ediyor olması da bütün ülkenin izlediği görüntüleri bize açıklıyor.

Ankara Barosu konuyla ilgili yaptığı açıklamada sizin yaptığınızı nezaketsizlik olarak nitelendirdi. Baro başkanına da bu sorunu çözme çağrısı yaptı. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ankara Barosu’nun açıklamasını sorunun çözülmesi çağrısı anlamında olumlu buldum. Ancak bir kimsenin kimin elini sıkıp kimin elini sıkmayacağı konusundaki tercihinin tartışmaya açık olmadığını düşünüyorum. O gün orada sahte bir nezaket anlayışı ile baro başkanının elini sıkmayı kendi ahlak anlayışıma ters buluyorum. Yukarıda anlattığımı gibi baro yönetiminin düşmanca ve hukuk dışı uygulamaları baro başkanın uzattığı elde simgeleşmiştir.

“El sıkmama mevcut baro yönetimlerinin nitelikli bir eleştirisidir”

Genç avukatların cübbe giydiği ruhsat töreninde şekli nezaket kurallarına yapılan atıflar kanımca bir usul tartışmasıdır; oysa baro başkanının demokratik olmayan ve baro teamülleriyle bağdaşmayacak ölçüde çalışma barışını bozan uygulamalarına gösterilen “el sıkmama” tavrı esasa ilişkindir, mevcut baro yönetimlerinin nitelikli bir eleştirisidir.

Bir de şunu belirtmek isterim ki beni nazik bulmayan sayın baro başkanı acaba ne kadar nezaket kurallarına uygun davrandı. Bana sen dili ile konuşması, “seni burada konuşturmam, sen kimsin, ben baro başkanıyım” demesi sonrasında ellerimi tutup ittirmesi hangi adabı muaşeret kitabında yazıyor.

Sizin uğradığınız şiddetin yanı sıra cübbe giydirdiğiniz avukatta bu süreçten sizin kadar etkilendi. Onunla görüşme fırsatınız oldu mu? Nasıl değerlendiriyor bu yaşananları?

Olayda hemen sonra Yaprak’la konuştum. Çok üzgün olduğumu, böylesi bir tepkiyi beklemediğimi söyledim. Ailesi tören sonrasında yanıma gelerek “Dik duruşunuzdan dolayı sizi tebrik ederiz.” dedi. Salonda olanların çoğu zaten baro başkanının agresif hallerini gördüğü için bana hak verdi. Bir avukat için mesleğe başladığı ilk gün olan ruhsat törenin bu şekilde yaşanması çok üzücü. O da çok üzgün ancak baro başkanı ve baro yönetim kurulunun icraatlarını bildiğinden yaşanan olayın sorumlusunun kimler olduğunun da çok iyi biliyor.

Baro başkanı  facebook hesabından ruhsat alan avukattan özür diledi ancak size sergilediği davranış ile ilgili yaptığının arkasında duran bir açıklama yaptı. Bir özür her şeyi çözer mi? Baro başkanından, baronuzdan, en genelde de barolardan beklentiniz nedir?

Ruhsat töreni mahvolan ve genç meslektaştan özür dilemek baro başkanının yaptığı davranışın ağırlığını azaltan sempatik bir davranış. Ancak komisyondan çıkarılmalara ve keyfi açılan disiplin soruşturmalara tepki için orada uzatılan eli sıkmayan avukata uygulanan şiddet için özür dilemek daha zor. Baro başkanı bir taraf olarak ve bunu hesap ederek henüz tarafımdan resmen bir özür dilemedi. Özür her şeyi çözmez ama olumlu bir adım olacaktır.

Bizim beklentimiz sadece özür dilenmesi değil. Baro Yönetim Kurulu’ndan, İnsan Hakları Komisyonu’ndan çıkarılmamıza ilişkin kararından dönmesini ve keyfi açılan disiplin soruşturmalarını da geri çekmesini bekliyoruz.

“Avukatların doğru bulmadıkları baro yönetimi pratiklerini eleştirecekleri enstrümanların geliştirilmesi gerekiyor”

Baro başkanı “ben seçimle geldim, bir sıkıntısı olan genel kurula gelir orada görüşürüz” diyor, şu günlük sıkıcı siyasetten ezberlediğimiz “milli irade”, “sandık bize yetki verdi” sözleri. Sayın Öztekin’in diline dökülen cümlelerden çıkardığımız şu; “Seçildik, bizi genel kurul sandığı seçti, kutsal bir makamdayız ve 2 yıl boyunca istediğimiz gibi, istediğimiz yöne at koşturabiliriz.”  Oysa baroların bu iki genel kurul arasında yönetim kurullarını denetleyebilecekleri bir mekanizmanın yaratılması gerekiyor. Ağır şartlar altında mesleğini ifa eden avukatların doğru bulmadıkları baro yönetimi pratiklerini eleştirecekleri, hatta doğrudan denetleyebilecekleri enstrümanların geliştirilmesi gerekiyor.

Benzer duruma 8 Mart günü Mersin’de bir avukat meslektaşınız maruz kalmıştı. O dönem yaşananları tekrar yaşadınız. Eskişehir Baro Başkanı da o dönem Mersin Baro Başkanı’nı istifaya çağırmıştı. 6 ay içerisinde iki kadın avukat baro başkanlarının şiddetine maruz kaldı. Sizce bu yapısal bir sorun mu yoksa tesadüf mü? Kaynağı nereden geliyor?

Yaşanan olayı aynı zamanda bir iktidar kaybetme korkusu olarak da görüyorum. Bir baro başkanının eli nasıl sıkılmaz. Bu ezber bozan bir davranış. “Erk”i sarsan ve aşırı tepki göstermesine neden olan bir durum. Meseleyi erkek şiddeti olarak görmemin sebeplerinden biri de bu. Evet, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kaldım. Ancak orada bir “erkek” iktidar, bir kadın tarafından tanınmadı. Yine o kadın “erk”e ait olan kürsüyü ısrarla istedi. İktidar sahibi erk, kuşkusuz bu alanını koruyacaktı. O yüzden fiziksel olarak saldırmak pahasına kürsüyü, söz hakkını, yani iktidarını vermedi.

“Erkek egemen ezberi bozan her davranış şiddetli şekilde bastırılıyor”

Mersin’de yaşanan olay da böyle bence. Kadınlar barolarda bile iktidar talep ettiklerinde engelleniyorlar. Bu genelde kadın avukatların yönetim kurullarına alınmaması ile gerçekleşiyor. Yahut yönetimlere, kadın bilincine sahip olmayan, kolay ikna edilebilen, iktidar talep etmeyecek olan kadınlar “seçiliyor”.  Hal böyleyken erkek egemen ezberi bozan her davranış şiddetli şekilde bastırılıyor. Mersin Barosu’nda 8 Mart günü kürsüden uzaklaştırılmaya çalışılan avukat arkadaşların yaşadığı durum da aynı.

“Asli mesele konuşma hakkımın şiddet kullanılarak engellenmesidir”

Baro başkanı bir radyo programında, elini sıksaydım dahi kürsüde konuşma yapmama izin vermeyeceğini söyledi. Her ne kadar olay bana uygulanan şiddet ile gündeme gelse de bence asıl önemli olan konuşma hakkımın engellenmesidir. Yine bunun yapılırken “ben baro başkanıyım sen kimsin” denilerek kürsünün baro başkanının tapulu malı olarak görülmesi asıl dramatik sahneyi oluşturmaktadır, baroların geleceğini en çok ilgilendiren manidar anlayış Rıza Öztekin’in bu açıklamalarında duruyor. Baro başkanı “şekli” bir duruma, nezaket kurallarına vurgu yapıyor. Ben “asli” bir meseleye, konuşma hakkımın şiddet kullanılarak engellenmesinin altını çiziyorum.

toplumsalhukuk