Avukatsız Savunma, Savunmasız Yargı Olmaz !

“24 Ocak Tehlike Altında Olan Avukatlar Günü”nde, ülkemizde avukatlara ve savunma hakkına yönelen baskı ve saldırılara karşı bir diğer itiraz ve farkındalık yaratma çabası da, İstanbul Milletvekili Oya Ersoy tarafından sunulan kanun teklifi ile gündeme geldi

“24 Ocak Tehlike Altında Olan Avukatlar Günü”, bu yıl Türkiye’deki avukatlara ithaf edildi. Nitekim; demokrasiye, temel hak ve özgürlüklere ve toplumsal muhalefet öznelerine yönelik ağır saldırıların yaşandığı ve bu saldırılarda öncelikle “yargı”nın bir zor aygıtı olarak öne çıkarıldığı ülkemizde, savunma hakkı ve avukatlar da kaçınılmaz biçimde hedefte yer alıyor.

24 Ocak günü Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Adana ve Bursa Baroları başta olmak üzere birçok baro ve hukuk örgütü tarafından, basın açıklamaları, panel ve forumlar, yürüyüş ve bildiri dağıtımları şeklinde eylem ve etkinlikler gerçekleştirilerek; ülkemizde, savunma hakkına ve avukatlara yönelik baskı ve saldırılar nezdinde bir farkındalık yaratılmasına çaba gösterildi.

Toplumsal hukuk çalışmamızdan avukat meslektaşımız olan ve 2018 seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili olarak seçilen Oya Ersoy da, TBMM’ye sunduğu “1136 Sayılı Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” ile, bütün bu çabalara bir katkı da bulundu.

Ersoy; 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun lafzında yer alan ve bir çoğu OHAL döneminde çıkarılan KHK’lar ile getirilmiş bulunan, savunma hakkını kısıtlamasının yanı sıra avukatlara yönelik baskı ve saldırılara da zemin hazırlayan kimin hükümlerin değiştirilmesi önerisi ile; avukatların mesleklerini her durumda özgürce, hiçbir korku ve kaygı altında olmaksızın yerine getirebilmesini güvence altına almaya dönük bir normatif yapı özlemimizi dile getirdi.

Kanun teklifi ile ilgili basın-yayın organlarında da yer bulan açıklamalarında Ersoy; onlarca avukatın tutuklu bulunduğu, mesleki nedenlerle suçlanıp yargılandığı, neredeyse her hafta bir avukatın görevini yaparken saldırıya uğradığı, kolluk güçleri tarafından darp edildiği, avukatların ayrımcı düşmanca uygulamalarla adliye ortamından dışlandığı, neredeyse yargısal bir özne dahi kabul edilmediği ülkemizde, avukata ve savunmaya yönelik bu saldırıların, hak arama özgürlüğüne tahammülsüzlüğün bir sonucu olduğunu ifade etti.

KANUN TEKLİFİNİN GENEL GEREKÇESİ

Anayasamız gereği Türkiye Cumhuriyeti; demokratik toplum düzenini ve böylesi bir düzenin başlıca teminatı olan güçler ayrılığı ilkesini benimsemiş bir Cumhuriyettir. Nitekim Anayasa’nın “başlangıç” bölümünde bu yolda yer alan hükümler yanında; Anayasa’nın 2 nci maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti, “insan haklarına saygılı … demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti” olarak tanımlanmaktadır.

Hukuk devletinin temel yapı taşları arasında, bağımsız ve tarafsız yargı erkinin varlığı yer almakta olup; yargının, özellikle yürütme erki nezdindeki denetim görevi, vazgeçilmez bir önem taşımaktadır. Nitekim Anayasa 9 uncu maddesinde; yargı yetkisinin, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağını ifade edilmekte; Anayasa 138 inci maddesinde de, yargı bağımsızlığını güvenceye almaya yönelik düzenlemelere yer verilmektedir. Çağdaş ve demokratik bir toplum düzeninde yargı, anılan konumu ve işlevi ile, bireyin ve toplumun da temel güvencesidir.

Yargının bağımsızlığı için; öncelikle ve her durumda, yargısal öznelerin de bağımsız ve etkin kılınması gerekir. Bu husus, yargısal faaliyetlerde adalete ulaşmanın ve adil yargılanma hakkının da bir gereğidir.

Bilindiği üzere çağdaş yargı sistemlerinde üç temel özne bulunmaktadır ve bunlar; hüküm makamı, iddia makamı ve savunma makamı olarak konumlanmaktadır.

Savunma makamında yer alan özne ise avukatlardır. Nitekim 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 1 inci maddesi avukatlığı; kamu hizmeti veren bir serbest meslek olarak tanımlamış ve devamında avukatın, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil ettiğini hükme bağlamıştır.

Avukatın ve genel olarak savunma makamının, özellikle yürütme erki karşısında bağımsız kılınması ve yargısal faaliyetlerini, etkin bir biçimde yerine getirebileceği normatif ve kurumsal bir zeminin tesis edilmesi, öncelikle yukarıda anılan ilke ve değerlerin bir gereğidir. Hatta, hüküm makamı ile iddia makamının, mevcut durumda yürütme erki ile olan bağı ve ilişkisi dikkate alındığında, en azından avukatın (savunma makamının) mutlak anlamda bağımsız ve özgür kılınması, çok daha büyük bir önem taşımaktadır.

Kaldı ki, “adil yargılanma hakkı”, adalete ve sonuçta hukuk devleti anlayışının gereklerine ulaşmanın vazgeçilmez yolu olarak, hem Anayasamızda (m. 36), hem de ülkemizin tarafı olduğu uluslararası hukuk belgelerinde tanınmış ve güvenceye alınmış bir hak konumundadır. Adil yargılanma hakkının temelinde ise, savunma hakkının etkin ve özgür biçimde kullanımı da yer almaktadır.

Hal böyleyken; öncelikle 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58 ve 59 uncu maddelerinde yer alan ve avukatlar hakkındaki soruşturma ve kovuşturmaları Adalet Bakanlığının inisiyatifine bırakan düzenlemeler, anılan hukuki ilke ve güvenceler ile çatışmaktadır. Oysa avukat, Adalet bakanlığının bir memuru değildir. Mesleğini, her durumda özgürce, hiçbir korku ve kaygı altında olmaksızın, bu kapsamda Adalet bakanlığı yani siyasi iradenin aleyhinde vereceği soruşturma ve kovuşturma talimatlarından da endişe taşımaksızın yerine getirebilmelidir.

Kaldı ki, avukatın meslek örgütü, avukatlık mesleğinin anılan özgün bağımsız yapısının da bir gereği olarak, avukatlar ve avukatlık mesleği üzerinde asıl söz ve yetki sahibi otorite olmalıdır. Nitekim, Anayasa’nın 135 inci maddesi ile, kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerine yönelik tanım ve verilen yetki ve görevler, buna uygun olduğu gibi, gerçekte bu yolda bir yapının gerekliliğine de işaret etmektedir.

Bu nedenle iş bu kanun teklifi ile, 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58 ve 59 uncu maddelerinde yer alan ve avukatlar hakkındaki soruşturma ve kovuşturmaları Adalet bakanlığının inisiyatifine bırakan düzenlemelerde değişikliğe gidilmesi, bu yoldaki usul ve inisiyatifin barolara verilmesi öngörülmüştür. Ayrıca, avukatların duruşmada ve diğer adli iş ve işlemlerde bir yargısal özne olarak bulunma haklarını güvenceye almaya yönelik yeni bir düzenlemeye de yer verilmiştir.

Öte yandan, 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile 21.07.2016 tarihinde ilan olunan ve yaklaşık 2 yıl boyunca süren Olağanüstü Hal sürecinde çıkarılan kimi kanun hükmünde kararnameler (KHK) ile, özellikle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun lafzında kimi değişikliklere gidilerek, temelde savunma hakkını ile bu hakkın aracı olan avukatlık faaliyetlerini ağır biçimde kısıtlayan birçok düzenleme getirildiği bilinmektedir.

Bu kapsamda özellikle 03.10.2016 tarihinde kabul edilen 676 Sayılı KHK ve devamında 01.02.2018 tarih ve 7070 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile, savunma ve dolayısıyla adil yargılanma hakkına ağır bir darbe vurulduğu görülmektedir.

Ceza muhakemesi disiplini, bir ülkenin hukuk devleti olma ve insan haklarını koruma idealine ne denli yaklaştığının temel göstergesi kabul edilir. Nitekim, çağdaş bir ceza muhakemesi, ancak hukuk devletinin ve insan hakları düşüncesinin gelişip yerleştiği sistemlerde var olabilir. Öte yandan hukuk devletinin ve insan haklarının varlığı da, çağdaş bir ceza muhakemesi sistemini gerektirir.

Ceza muhakemesinin amacı; insan hakları ihlallerine yol açmadan, delilden sanığa giderek maddi gerçekliğe ulaşmaktır. Ceza muhakemesi kuralları bu süreçte, suç işlediği yolunda hakkında şüphe bulunan kişi ile devlet arasındaki ilişkiyi “adil (dürüst) yargılanma” esaslarına uygun biçimde düzenlemelidir.

Bilindiği üzere çağdaş ceza muhakemesinde “çelişme/çatışma” usulü ya da “çelişmeli muhakeme ilkesi”, öncelikle maddi gerçeğe ve adalete ulaşabilmenin bir gereği olarak kabul görmektedir. Bu kapsamda anılan üç yargısal makam içinde asıl olarak iddia ve savunma makamları karşıt iki taraf olarak konumlanır ve bunların çelişmesinden ya da çatışmasından maddi gerçekliğe ulaşılması hedeflenir. Bir başka ifade ile; iddia tarafından dile getirilen tez, savunma makamının anti tezi ile çatışır ve sonuçta bir senteze ulaşılır.

Bu işleyişin de bir gereği olarak, çağdaş bir ceza muhakemesi sisteminde, iddia ve savunma haklarından biri diğerine üstün tutulmamalıdır. Nitekim, sağlıklı bir çelişmenin/çatışmanın varlığı ve bir senteze ulaşılabilmesi, daha açık bir ifade ile maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için, iddia ve savunma makamları eşit olanaklara ve haklara sahip kılınmalıdır. Bu nedenle, “adil yargılanma hakkı”nın da bir gereği olarak çağdaş ceza muhakemesi, “iddia ve savunma arasında dengelilik” ya da “silahlarda eşitlik” adıyla bilinen ilke ve usulü, vazgeçilmez görmektedir.

Hal böyleyken; Olağanüstü Hal sürecinde çıkarılan kimi KHK’lar ile 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu lafzında yapılan değişiklikler, savunma hakkı ile avukatlık faaliyetlerini büyük ölçüde kısıtlamış, iddia ve savunma arasındaki dengeyi bozmuş, sonuçta maddi gerçeğe ve adalete ulaşma amacını da sekteye uğratmış bulunmaktadır. 2005 yılında yürürlük kazanan ve nispeten çağdaş, hukuk devleti gereklerine ve insan haklarına saygılı bir yasal düzenleme niteliği taşıyan 5271 Sayılı CMK, anılan KHK müdahaleleri ile, normatif bütünlüğünü ve uyumunu yitirmiş, ne yazık ki yürürlüğe girdiği dönemin çağdaş değerlerinin de gerisine düşen, savunma hakkını kısıtlayan baskıcı bir yasa niteliğine büründürülmüştür.

Avukatlık mesleğinin ve savunma hakkının önünde mevcut bu normatif hükümlerin CMK ve aynı zamanda Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun lafzından kaldırılması, yukarıda anılan hukuk devleti olma idealinin de bir gereği olarak aciliyet göstermektedir.

1136 SAYILI AVUKATLIK KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ VE MADDE GEREKÇELERİ

Madde 1-19.03.1969 tarihli ve 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58 inci maddesi, madde başlığı ile birlikte, aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Avukatlar Hakkında Soruşturma Açılması ve Avukatlara Yönelik Arama

Madde 58- Avukatların, avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, bağlı oldukları Baro yönetim kurulunun vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır.

Avukat yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz. Avukatlar; adliyelere, ceza ve tutukevleri ile diğer infaz kurumlarına, kamu ya da özel her türlü kurum ve kuruluşlara giriş çıkışlarında, hakim ve Cumhuriyet savcılarının tabi olduğu usul dışında bir usule ve ayrımcılığa tabi tutulamaz”.

Madde Gerekçesi

19.03.1969 tarihli ve 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58 inci maddesinde değişikliğe gidilmekte ve Adalet bakanlığının, avukatlar hakkındaki soruşturma ve kovuşturmalardaki belirleyici rolü kaldırılarak; bu konuda inisiyatif, barolara ve Türkiye Barolar Birliği’ne verilmektedir. Öte yandan avukatlara yönelik arama kuralları da, hukuk devleti ve savunma hakkı gereklerine göre yeniden düzenlenmektedir.

Madde 2-1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 59 uncu maddesi, madde başlığı ile birlikte, aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Avukat Hakkında Kovuşturmanın Açılması

Madde 59- 58 inci maddenin birinci fıkrasına göre tesis edilen Baro yönetim kurulu kararlarına karşı avukat veya Cumhuriyet savcısı, yedi gün içinde Türkiye Barolar Birliği’ne itirazda bulunabilir. İtiraz üzerine Türkiye Barolar Birliği tarafından verilecek kararlara karşı da, aynı sürede Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu’na itiraz yapılabilir ve bu itiraz, genel kurulun ilk oturumunda karara bağlanır. İşin önemine göre Genel Kurul, Türkiye Barolar Birliği Başkanı tarafından bu gündemle ve ivedilikle toplantıya çağrılabilir. Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu tarafından verilen kararlar kesindir.

58 inci maddeye göre verilen ve kesinleşen soruşturma izni üzerine avukat hakkında yapılan soruşturma neticesi Cumhuriyet savcısı, dosyayı, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesine en yakın bulunan ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına gönderir ve o yer Cumhuriyet Savcısı beş gün içinde, iddianamesini düzenleyerek dosyayı, avukatın bağlı olduğu Baro başkanlığına ve avukat hakkında kovuşturma açılmasına veya açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza mahkemesine verir. Ağır ceza mahkemesi, avukatın bağlı olduğu Baro başkanlığı tarafından verilecek yazılı görüşü de değerlendirerek kararını verir.

Haklarında kovuşturma açılmasına karar verilen avukatların duruşmaları, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesinde yapılır.”

Madde Gerekçesi

1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 59 uncu maddesinde değişikliğe gidilmekte, avukatlar hakkında ceza kovuşturmanın açılmasına yönelik usulü kurallar, yine öncelikle avukatların meslek örgütlerinin inisiyatifi ile yeniden düzenlenmektedir.

Madde 3-1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 60 ncı maddesi, madde başlığı ile birlikte, aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Avukatın Savunma Hakkı ve Baronun Yetkisi

Madde 60- Avukat hakkında 58 ve 59 uncu maddelerindeki usule göre yürütülen soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde, hakkında soruşturma ve kovuşturma yürütülen avukatın, dosyayı inceleme, yazılı veya sözlü savunmada bulunma, delillerin toplanmasını veya tanıkların dinlenmesini isteme hakkı hiçbir suretle kısıtlanamaz.

Avukatın bağlı olduğu Baro başkanı veya görevlendireceği bir avukat da, soruşturma ve kovuşturma dosyasını inceleme, soruşturma ve kovuşturmanın sağlıklı yürütülebilmesi için gerekli iş ve işlemlerin yapılmasını sözlü yada yazılı olarak talep etme, bu kapsamda kovuşturma sürecinde duruşmalarda gözlemci olarak bulunma hak ve yetkisine sahip olup, bu yoldaki talepler, ilgili Cumhuriyet savcısı ve mahkeme tarafından ivedilikle yerine getirilir.”

Madde Gerekçesi

1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 60 ncı maddesinde değişikliğe gidilmekte, avukatlar hakkında yürütülecek soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde savunma hakkının etkin biçimde kullanımına ve neticede adil bir hükme ulaşılmasını sağlamaya yönelik düzenlemeler getirilmektedir.

Madde 4-1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 60 ncı maddesinden sonra gelmek üzere, aşağıdaki madde eklenmiştir.

“Avukatın Duruşmada Bulunma Hakkı

Madde 60/A- Bir duruşmada mesleki görev üstlenmiş olan avukatlar, duruşmanın inzibatına aykırı tutum ve davranışları gerekçe gösterilerek yada başkaca bir nedenle duruşma salonundan çıkarılamaz ve bu nedenle haklarında yakalama, gözaltı, tutuklama gibi tedbirlere hükmolunamayacağı gibi haklarında disiplin hapsi veya para cezası da verilemez. Bu kural; ifade ve sorgu, talimat duruşması, keşif, yer gösterme gibi adli iş ve işlemlerde de geçerlidir. Mahkeme veya yargıç, avukatın duruşma inzibatına aykırı bulduğu tutum ve davranışları tutanağa geçirir ve avukatın bağlı olduğu Baro başkanlığına ve ayrıca bir suç şüphesi bulunması durumunda suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısına bildirir.”

Madde Gerekçesi

1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 60 ncı maddesinden sonra gelmek üzere kanuna 60/A maddesi eklenerek, mesleklerini icra eden avukatların duruşmada ve diğer adli işlemlerde bulunma hakkı güvence altına alınmıştır.

Madde 5 – 04.12.2004 tarih ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 149 uncu maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi, madde metninden çıkarılmıştır.

Madde Gerekçesi

04.12.2004 tarih ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 149 uncu maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi olarak, 01.02.2018 tarih ve 7070 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 1 inci maddesi ile getirilen “Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından yürütülen kovuşturmalarda, duruşmada en çok üç avukat hazır bulunabilir” kuralı; savunma hakkına getirdiği ölçüsüz sınırlama nedeniyle, madde metninden çıkarılmıştır.

MADDE 6 – 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 151 inci maddesinin üç, dört, beş ve altıncı fıkraları; madde metninden çıkarılmıştır.

Madde Gerekçesi

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 151 inci maddesinin üç, dört, beş ve altıncı fıkraları; masumiyet karinesi ile çatışması, savunma hakkına getirdiği ölçüsüz sınırlama ve aynı zamanda avukatın bağımsız bir yargısal özne olarak konumlanma gereklerine aykırılığı nedeniyle, madde metninden çıkarılmıştır.

MADDE 7 – 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 154 üncü maddesinin ikinci fıkrası, madde metninden çıkarılmıştır.

Madde Gerekçesi

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 154 üncü maddesinin ikinci fıkrasına, yine 7070 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3 üncü maddesi ile getirilen, gözaltındaki şüphelinin müdafi ile görüşmesinin kısıtlanmasına yönelik kural;  savunma hakkına getirdiği ölçüsüz sınırlama nedeniyle, aynı zamanda işkence ve kötü muamele eylemlerine neden olma tehlikesi de dikkate alınarak, madde metninden çıkarılmıştır.

MADDE 8- 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 178 inci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi, madde metninden çıkarılmıştır.

Madde Gerekçesi

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 178 inci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi olarak, 7070 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 4 üncü maddesi ile getirilen ve mahkemece çağrılması reddedilen tanık ve bilirkişilerin taraflarca doğrudan duruşmaya getirilebilmesine olanak veren usul uygulamasının, davayı uzatmak amacıyla yapılması durumunda mahkemece yine reddedilebileceğini öngören kural; özünde 178 inci maddede yer alan düzenlemeyi bütün olarak işlevsiz kılması, özellikle savunma makamının yargılama sürecine etkin ve nitelikli katılımını engellemesi, her durumda savunma hakkına getirdiği ölçüsüz sınırlama nedeniyle, metninden çıkarılmıştır.

MADDE 9 – 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 188 inci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi, madde metninden çıkarılmıştır.

Madde Gerekçesi

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 188 inci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi olarak, 7070 Sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 5 inci maddesi ile getirilen “Müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi halinde duruşmaya devam edilebilir” kuralı; savunma hakkına getirdiği ölçüsüz sınırlama nedeniyle, madde metninden çıkarılmıştır.

MADDE 10 – 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 203 üncü maddesinin ikinci fıkrası, aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

“(2) Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın düzenini bozan kişinin, savunma hakkının kullanılmasını engellememek koşuluyla salondan çıkarılmasını emreder. Ancak avukatlar hakkında bu kural uygulanmaz ve duruşmada görev alan avukatlar, duruşma düzenini bozduğu ya da başka bir gerekçe ile hiçbir suretle duruşmadan çıkarılamaz.”

Madde Gerekçesi

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 203 üncü maddesinin ikinci fıkrası yeniden düzenlenmiş ve avukatların, ceza muhakemesinde duruşmada bulunma hakkı ayrıca güvenceye bağlanmıştır.

MADDE 11 – 04.12.2004 tarih ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 205 inci maddesine, aşağıdaki (2) nolu fıkra eklenmiştir.

“(2) Ancak avukatlar hakkında, duruşmadaki sözlü ve yazılı beyanları yada iddia ve savunma kapsamındaki tutum ve davranışlarından kaynaklı, yakalama, gözaltı, tutuklama yada başkaca bir tedbir uygulanamaz.”

Madde Gerekçesi

5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 205 inci maddesine (2) nolu fıkra eklenmiş ve avukatların ceza muhakemesinde duruşmada görevlerini hiçbir kaygı ve tehdit altında olmaksızın icra edebilmelerine yönelik bir güvence getirilmiştir.

MADDE 12 – 13.12.2004 tarihli ve 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 59 uncu maddesi, aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

Avukat ve noterle görüşme hakkı

MADDE 59 – (1) Hükümlü, avukatlık mesleğinin icrası çerçevesinde avukatları ile vekâletnamesi olmasa da her zaman görüşme hakkına sahiptir.

(2) Avukat ve noter ile görüşme, meslek kimliklerinin ibrazı üzerine, bu iş için ayrılan görüşme yerlerinde, konuşulanların duyulamayacağı, ancak güvenlik nedeniyle görülebileceği bir biçimde yapılır.

(3) Avukatlar, görüşme konusu kapsamında hukuki bir irtibat ve gereklilik bulunması ve aynı zamanda vekâletnameleri de olması durumunda aynı anda birden fazla hükümlü ile görüşme yapabilirler.

(4) Görüşme sırasında; hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmaya ilişkin olarak kendilerinin tuttukları kayıtlar incelenemez; hükümlünün avukatı ile yaptığı görüşme dinlenemez ve kayda alınamaz.

Madde Gerekçesi

13.12.2004 tarihli ve 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 59 uncu maddesi yeniden düzenlenmiş; böylelikle ceza infaz mevzuatımızda yer alıp savunma hakkını kısıtlayan ve avukatlık mesleğinin gerekleri ile çatışan düzenlemeler kaldırılmıştır.

GEÇİCİ MADDE 1 – Bu kanunun 1, 2 ve 3 üncü maddeleri ile, 19.03.1969 tarihli ve 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58, 59 ve 60 ncı maddelerine getirilen usulü kurallar, hali hazırda avukatlar hakkında yürütülmekte olan soruşturmalar ile henüz kesinleşmiş bir hüküm tesis edilmemiş bulunan kovuşturmalar hakkında da derhal uygulanır. Bu kapsamda; avukat hakkında soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılığı ve kovuşturmayı yürüten mahkeme tarafından, avukat hakkında gerekli soruşturma izninin alınabilmesi için dosya, avukatın bağlı bulunduğu Baro başkanlığına ivedilikle gönderilir.

Madde Gerekçesi

Kanun teklifinin 1, 2 ve 3 üncü maddeleri ile, 19.03.1969 tarihli ve 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58, 59 ve 60 ncı maddelerine getirilen usulü kuralların, avukatlar hakkında hali hazırda yürütülmekte olan soruşturmalar ile kovuşturmalar hakkında uygulanmasında oluşabilecek tereddütleri giderme amacıyla; ceza muhakemesi hukukunda geçerli olan “derhal uygulanırlık ilkesi”ne de paralel biçimde bir geçici düzenlemeye gidilmiştir.