Durdurabiliriz – Av. L. Sevinç Hocaoğulları

“Savunmanın temas ettiği her alan bizler için savunmanın merkezidir. Bu süreçte biriktirdiğimiz her deneyim, önümüzdeki sürecin kurucu sözü, eylemi olacaktır.”

Avukatlık Yasası değişikliğinin Adalet Komisyonundaki görüşmeleri tamamlandı. Bu hafta Meclis Genel Kuruluna sunulması bekleniyor.

Yasanın meclis genel kurulunda görüşülme sürecine ilişkin eylemler yasayı durdurma hedefiyle devam ederken zayıf da olsa yasa meclisten geçerse neler yapılabileceğine dair hukuki, eylemsel planlar konuşulmaya başladı.

Baroların seçim sisteminde değişiklik yapılacağına dair iddiaların kamuoyunda tartışılmaya başladığı 1 Mayıs 2020 tarihinden bugüne[1], yasanın geçişini engelleyecek bir savunma çizgisinin nasıl oluşturulacağı sürecin temel sorusu oldu. Yasanın meclis genel kurulunda görüşülmesi beklenirken sorunun yanıtını hareket içinde aramaya devam ediyoruz. Bu yazıda da, bu soruya yanıt bulmak için bu temel sorunun arkasındaki bir kısmı yapısal pek çok soruyu, sorunu ortak tartışma gündemine getirmek öncelik olacak.

Savunmanın Olanakları

Yasanın Meclisten geçişini engelleyecek ve sonrasında da devam edecek bir savunma çizgisinin nasıl oluşturulacağına dair temel soruya yanıt bulmak için 17 Haziran’da Baroların “eyleme geçiyoruz” basın açıklamasının ardından gelişen eylemlerin açığa çıkardığı olanaklara bakmak faydalı olacaktır.

Baroların tek tek ve ortak açıklamaları, TBB toplantıları, müzakere görüşmelerinin ardından 17 Haziran’da Barolar eyleme geçtiklerini açıkladı. 19 Haziran’da başlayan üç günlük savunma yürüyüşü sırasında[2] illerden, ilçe adliyelerine kadar yayınlan ve toplumun geniş kesimleri tarafından sahiplenilen eylemler, iktidarın barolara yönelik saldırısının hedefinin sadece barolar olmadığının toplumun tüm kesimleri tarafından algılandığını gösterdi. Eylemler, uzun süredir şiddetle bastırılmış halkta umut ve sempati yarattı. Halkın farklı kesimleri kendi sorunlarıyla özdeşlik kurarak yerini iktidara karşı avukatların yanında belirledi.

Uzun süre ortada bir yasa tasarısı yokken, tasarı hazırlanmasının hemen ardından Adalet Komisyonunda gündeme alındı. Baro başkanlarının Komisyon toplantılarına alınmamaları iktidarın demokrasiden ne anladığını, meclisin, avukatlık kanunu tartışılırken avukatların iradesinin tecelli edemediği yer olduğunu gösterdi. Baro başkanlarının Meclis önündeki nöbeti bu durumun görünürlüğünü süreklileştirdi. 3 Temmuz’da yapılması planlanan Büyük Savunma Mitinginin yasaklamasına rağmen Ankara’ya gelen avukatların Sıhhiye Adliyesi önünden Meclise yürüme kararlılığı, alanda alınan kolektif kararla sabaha kadar devam eden Savunma Nöbeti de irade ve iç demokrasisi bakımından ayrıca ayrıntılı olarak değerlendirilmeli.

Özetle denilebilir ki; bu süreçteki eylemlerin toplamı, Baroların ve hukuk örgütlerinin tüm eksikliklerine rağmen, savunmanın denetim altına alınmasına karşı yürütülen mücadelenin toplumun adalet talep eden farklı kesimlerini, çok geniş avukat kesimlerini harekete geçirecek bir potansiyele sahip olduğunu gösterdi. Hareket tek adam diktatörlüğüne karşı direnme eğilimlerini canlandıran, muhalefete umut veren bir dinamik açığa çıkardı. Her ne kadar süreç tamamlanıyor, yasa Meclisten geçebilir gibi görünse de bu dinamiği ilerletme ve saldırıyı geri çevirme sorumluluğuyla karşı karşıyayız. Bu süreçte yapılan en küçük itiraz, karşı duruş, yasanın meclisten geçip geçmemesinden bağımsız olarak ileride üzerinde yürüyebileceğimiz bir yolun taşları olacak.

Mücadelenin sınırları

Açığa çıkan bu olanakları harekete geçirmek istediğimizde ise mücadele öznelerinin yetersizlikleriyle karşı karşıya kaldık.  Avukatların il adliyelerinden ilçe adliyelerine yayınlan kitlesel hareketliliğini büyütecek, mücadeleye sempati duyan toplum kesimleriyle buluşturabilecek, şimdilik yasa değişiklikleri ertelenen kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütleriyle yakınlaştıracak kanallar yeterince açılamadı. Ve karşımızda kimi sorular belirdi: Barolar bu dinamikleri harekete geçirme yeterliliğine sahip mi? Bağımsız hukuk örgütlerimizin bu sürecin temel yönlendiricisi olma olanakları/olanaksızlıkları nedir? İktidarın saldırısına karşı savunmanın içeriğini ve yöntemlerini nasıl geliştirmeliyiz? Baroların sesinin kısılması halkın sesinin kısılması ise, halktan bu süreçte nasıl destek talep edeceğiz? Toplumsal muhalefet bileşenleriyle nasıl buluşmalı? Baroların ve hukuk örgütlerinin söylemi ve eylemi ne olmalı? Farklı öncekilerle harekete geçen Barolarla hukuk örgütlerinin ve toplumsal muhalefet bileşenlerinin yasanın meclisten geçmesini engelleyecek eylem birlikteliği nasıl sağlanır? İktidarın dayatmalarına karşı topyekun bir direniş örgütlemek baroların/eylemlerin siyasallaşması mıdır? Saldırı siyasal değil midir?

Yukarıdaki her bir soruya çok genel yanıtlar vermeye çalıştığımızda dahi hareketin biri yapısal diğeri taktiksek iki temel sorun alanına aynı anda yanıtlar üreterek ilerlemek zorunda olduğunu gördük. Ve bu sorulara, her direniş öznesi, devam eden eylem sürecinde kendince yanıtlar bulmaya çalışıyor.

Basit bir savunma mı, yeniden inşa mı?

Hareketin eylemsel öncelikleri içinde kaybolup gitmemesi için eylem sürecinin önümüze attığı ve bizi düşünmeye zorladığı yapısal sorunlardan başlayacak olursak avukatlık ve baroya ilişkin tartışmamız gereken çok şey var: Bugüne kadar yasaya itirazların ana içeriği saldırının geliş biçimiyle de bağlantılı olarak avukatların bağımsızlığını, savunmanın bağımsızlığını savunmak oldu. Çoklu baro ve avukatın devletten, yargıdan ve piyasalaşmayla birlikte sermayeden/müvekkilden bağımsızlığı, baroların bağımsızlığı konusu bu süreçten sonra da gündemimizde yer almaya devam edecek. Kamu, piyasacı, gerici, ırkçı biçimlerde dönüştürülürken “kamu hizmeti” olarak tariflenen avukatlığı savunmak için “kamuyu” ve avukatlığı yeniden düşünmek bir zorunluluk. Aynı zamanda “serbest meslek” olmaktan çıkmış, ticarileşmiş, piyasalaşmış avukatlık hizmetlerinin işçileşen avukatlarının sorunlarına yanıt üretecek “nasıl bir meslek örgütü” sorusuna da yanıt bulmamız gerekiyor. Kadın isyanının hız kesmeden devam ettiği bir süreçte eril baroların ve yargının eşitlikçi yeniden inşası kadın avukatların gündemiydi ve hatta yasa değişikliği eylemlerinde içeriği ilerleten ilk söz kadınlardan geldi: Çoklu Baro Değil Eşitlikçi Baro İstiyoruz. Yine savunduğumuz bürokratik işleyişiyle iç demokrasisi erimiş barolar mı? Metin Feyzioğlu simgeselliğinde tel tel dökülen TBB’mi? Yasa değişikliği uzun süredir hukuk örgütlerinin gündeminde yer alamayan baroların özerkliği, demokratik işleyiş konularını da gündemimize getirdi. 

Doğrudur, bu başlıkların hepsi yapısal. Ve biz hareketli bir eylemlik sürecindeyiz. Ancak iç demokrasi, özerklik, eşitlik gibi mücadelenin unsuru olan ve eylem içerisinde de karşımıza çıkan bu konuları düşünmeyi ileri bir tarihe ertelemek mümkün değil. Bu yapısal sorunların pozitif görünümü olarak ilk akla gelen baroların iç demokrasisinin Sıhhiye meydanında sorgulanması, kadınlar eşitlikçi baro talebi iken, soruyu negatif şekilde gündemimize sokan işçi avukatların eyleme katılımının dahi patron avukatlar tarafından belirlenebilmesidir. Bu nedenle her bir soru/sorunun mücadeleyi ilerletmek üzere hukuk örgütlerimizce bir kenara not alınması gerektiği gibi mücadele sürecinin demokratik ve eşitlikçi işleyişinin güvencesi olmak da bizlerin sorumluluğudur.

Durdurabiliriz

Yapısal sorunlarla iç içe görünen diğer temel sorun başlığı yasayı durduracak bir savunma çizgisinin nasıl kurulacağı ve nasıl genişletileceği oldu. Mücadelenin önemli bir öznesi olarak ön plana çıkan Baroların bugüne kadar bu soruya yanıt biçimleri ve barolardan bağımsız gelişen, çizgi haline gelemese de yapılabilecekler hakkında fikir veren eylem ve içerik biçimlerine bakarak bu hafta meclis genel kurulunda görüşülmesi planlanan yasaya karşı hemen şimdi neler yapabileceğimize dair birlikte düşünmek faydalı olacaktır.

Savunmanın hareketi eylemler içerisinde sorularına yanıt arıyor.Eylem anları değişime en yakın olduğumuz anlar oluyor. O zaman eylemleri çoğaltmak, bürokratik işleyiş karşısında demokratik kanalları açmak, yaygınlaştırmak, duruşma salonlarını, yaşam alanlarımızı, kent meydanlarını savunmanın alanları haline getirmek ilk aklımıza gelenler. Savunmanın kısılmak istenen sözü emeğin, insan haklarının, laikliğin, kadınların, doğanın, lgbti’lerin sözü ise bu sözü daha fazla söyleyelim ve savunalım.

Bugün de illerde eylemlerde olacağız. Herkes baroların yasanın genel kurulda görüşülürken yapacağı çağrıyı bekliyor. Hiç durmayalım. Bu yazıyı okurken bulunduğumuz adliye kantini doğal bir forum alanıdır.  Neredeyse müsamereye dönüşmüş duruşma salonları, saatlerce duruşma beklediğimiz koridor doğal bir forum alanıdır. Soralım avukatlar ne istiyor? Yanıtı zaten mücadeleyi besleyecektir.

Adliyeler, duruşma salonları, bürolarımız, savunmanın temas ettiği her alan bizler için savunmanın merkezidir. Savunma adliye koridorlarından başlayıp önce halka ve Meclise iradesini taşıyacaktır. Bu süreçte biriktirdiğimiz her deneyim, önümüzdeki sürecin kurucu sözü, eylemi olacaktır.

Av. Linda Sevinç Hocaoğulları


[1] “Kronolojik Olarak Baroların Yapısında Değişiklik Yapılmasına Dair Tartışma Süreci”ne dair Av. Deniz Can Aydın’ın çalışması, Diyanet İşleri Başkanı’nın Cuma Hutbesinden (24 Haziran 2020) 5 Haziran 2020 tarihine kadar yaşanan gelişmeleri özetliyor. http://www.toplumsalhukuk.net/barolarin-yapisinda-degisiklik-yapilmasina-dair-tartisma-sureci-av-deniz-can-aydin.html

[2] Toplumsal Hukuk’un “Savunma Yürüyüşünün 3 Günü” başlıklı raporu, 22 Haziran’da Ankara’da ve illerde devam eden eylemlilik sürecini kapsayacak şekilde devam edecek. http://www.toplumsalhukuk.net/savunma-yuruyusunun-3-gunu.html