İnkar Edilen Gerçek: İşçi Avukatlık – Av. Yıldıray Çıvgın

Avukatlık, geçmişten günümüze hak arama konusunda her zaman öncül olmuş, günümüze kadar kazanılan hakların mücadelesinde etkin rol almıştır. Bu derece önemli ve elzem olan mesleğin bu sorunlarına çözüm getirmemiz gerekmektedir

Bu yazıda, işçi avukatların iş hayatında yaşamış oldukları sıkıntılardan bazılarının tespit edilmesi ve bunlara ilişkin çözüm yolları geliştirilmesi amaçlanmıştır.

Bu kapsamda, aşağıda işçi avukatların sıkıntıları çözüm önerilerimiz ile birlikte dile getirilmiş, ayrıca Baroların işçi avukatlar “avukat” olmaları sebebiyle koruma yükümlülüklerinin bulunduğuna değinilmiş, buna ilişkin geçmişte gerçekleştirilen düzenlemelere de yer verilmiştir.

1.      İşçi Avukatların Avukat Olduğu ve Baroların Koruma Yükümlülükleri

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 76. maddesinde “Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlâkını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır.” hükmü bulunmaktadır.

Aynı kanunun 95. maddesinde ise Baro Yönetim Kurulu’na “Avukatlık onurunun ve meslek düzeninin korunmasını, meslekin adalet amaçlarına uygun olarak bağlılık ve onurla yapılmasını sağlama” görevi yüklenilmiştir.

Bu hükümler uyarınca Ankara Barosu’nun ve Yönetim Kurulu’nun meslek düzenini koruma, meslektaşlar arasındaki ilişkilerde dürüstlüğü ve güveni sağlamak gibi görevleri bulunmaktadır.

Bilindiği üzere, mesleğimiz özellikle 21. yüzyılda ciddi bir değişim göstermekte, giderek işçileşmektedir. Genç meslektaşlarımız patronlarına gerek hukuki gerekse mesleki anlamda bağımlı bir şekilde çalışmak zorunda kalmaktadır.

Her ne kadar bu işçileşme sürecinde, işçi olarak çalışan avukatların uygulamada gördükleri işler, avukatlık faaliyeti olarak tanımlanamasa bile bu işçilerin de avukat olduğu su götürmez bir gerçektir.

Bu sebeple birer avukat olarak işçi avukatların da, yukarıda belirtilen hükümler uyarınca Barolar tarafından korunması gerekmektedir.

2.      İşçi Avukatların Çalışma Koşulları

a.      Kayıt Dışı Çalışma

Ülkemizde kayıt dışı çalışmanın ne derece yaygın olduğuna ilişkin onlarca araştırma bulunmaktadır. Ülkemizde birçok işçinin kayıt dışı çalıştığı bilindiği gibi, birçok işçi avukatın da kayıt dışı çalıştığı bilinmektedir.

Nitekim Ocak 2019 itibarıyla Ankara’da kayıtlı olarak çalışan işçi avukat sayısı 3574 olarak belirlenmiştir. Yaklaşık 15 bin üyesi bulunan Ankara Barosunda, staj gruplarında bu üye sayısının yarısının işçi avukat olduğu belirtilirken, kayıtlı olarak çalışan işçi avukat sayısının bu denli düşük olması, bizce kayıt dışı çalışan işçi avukat sayısının azımsanmayacak ölçüde olduğuna işaret etmektedir.

Kayıt dışı işçi çalıştırmanın İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku kapsamında sonuçları bellidir. O yüzden burada bu konuya değinilmeyecektir. Burada değinilecek husus, “meslektaşını” kayıt dışı çalıştıran işveren avukatlara ilişkin Baro veya TBB tarafından bir yaptırım uygulanıp uygulanmayacağıdır.

TBB Meslek Kurallarında bu kapsamda değerlendirilebilecek bazı hükümler bulunmaktadır. Bunları şöyledir:

  1. Avukat, mesleğin itibarını zedeleyecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınmak zorundadır. Avukat, özel yaşantısında da buna özenmekle yükümlüdür.
  2. Avukat, Türkiye Barolar Birliği’nce kabul olunan mesleki dayanışma ve düzen gereklerine uygun davranmak zorundadır.

Bahsedilen bu hükümler doğrultusunda, meslektaşını kayıt dışı olarak çalıştıran avukat hakkında disiplin soruşturması yapılabilir. Ancak bu hükümler son derece genel mahiyette olduğu için, bu hükümleri uygulayacak farklı disiplin kurulları, uygulamada sorun teşkil edebilecek şekilde farklı yorumlar getirebilir.

Bu sebeple, işçi avukatlar açısından, işçi avukatları kayıt dışı çalıştıran işveren avukatların disiplin sorumluluklarına ilişkin Meslek mevzuatına açık hükümler getirilmelidir.

b.      İşçi Avukatların İş Tanımı

İşçi avukatlar ne iş yapar? Bir avukatlık bürosunda işveren avukatın gördüğü iş ile işçi avukatın gördüğü iş arasındaki farklar nelerdir?

Meslek mevzuatımız ne yazık ki bu soruya tam olarak cevap verememektedir. İşçi avukatın iş tanımı açıkça düzenlenmediğinden, bazı işveren avukatlar yanlarında çalıştırdıkları işçi avukatların da “avukat” olduklarını unutarak, avukatın iş tanımı ile hiç uyuşmayacak işler gördürmektedirler.

Buna örnek olarak, birçok büroda işçi avukatlar aynı zamanda sekreterlik, çaycılık, temizlikçilik ya da sadece katiplik yapmaktadır. Bu duruma karşı işçi avukatların böyle bürolarda çalışmaması, böyle işleri kabul etmemesi gerektiği söylenmektedir. Ancak bizce bu durum bu şekilde çözülemez. Özellikle ülkemizde bu derece çok hukuk mezunu varken, işçi avukatların aldıkları ücret, asgari ücret seviyesine düşmüşken, açlık tehlikesi altındaki genç avukatlar bu tarz işleri bile kabul etmek zorunda kalmaktadır.

Avukat emeğinin asgari ücret seviyesine düşmesinin “işine geldiği” işveren avukatlar ise, aynı ücrete katip, sekreter, temizlik işçisi çalıştıracağına tüm bu işleri yapan üstelik duruşmaya girme yetkisi olan işçi avukatları bu işler için çalıştırmaktadır.

Görüldüğü gibi, işveren avukatları mesleki sorumluluk açısından bağlayan açık hükümlerin bulunmaması sonucunda işçi avukatlar, “avukatlık yapamama” tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Danıştay tarafından iptal edilen, kısaca “İşçi Avukatlar Yönetmeliği” olarak adlandırdığımız Yönetmeliğin 4. Maddesinde işçi avukat (işgören avukat), “Bağımsız avukat niteliğini taşımakla birlikte, 1136 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi çerçevesinde, işveren avukatla akdettiği yazılı sözleşme ile üstlendiği işi yerine getiren avukat” olarak tanımlanmıştı.

Görüldüğü gibi bu tanımda da işçi avukatın iş tanımı açıkça düzenlenmemiştir. Yönetmeliğin diğer hükümlerinde de böyle bir düzenleme olmadığı gibi, yönetmeliğin eki niteliğinde olan tip sözleşmenin hükümlerinde de böyle bir düzenleme bulunmamaktadır.

Bize göre öncelikle, işçi avukatın iş tanımının işveren avukat ile yapacakları yazılı sözleşmede açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Ayrıca meslek kurallarına, avukatın iş tanımı kapsamında olmayan işleri (temizlikçilik, çaycılık, sekreterlik vs.) yaptıran işveren avukatların disiplin sorumluluğuna ilişkin açık hükümler getirilmesi gerekmektedir.

c.       SGK Primlerinin Eksik Yatırılması

Uygulamada içi avukatların nasıl kayıt dışı çalıştırıldıklarına yukarıda değinmiştir. SGK’ye kayıtlı olarak çalışanların da eksik prim sorunu bulunmaktadır.

Burada kastettiğimiz, işçi avukatın prime esas kazancının gerçekte çok daha yüksek olmasına rağmen, salt sigorta primlerinin daha düşük çıkması adına işveren avukatlar tarafından yanlarında çalıştırdıkları işçi avukatların aylık kazançlarının asgari ücret olarak gösterilmesi sonucunda işçi avukatlar adına eksik sigorta primi yatırılmasıdır.

Aslında bu sorun sadece işçi avukatların değil, ülkemizdeki birçok işçinin sorunudur. Ancak burada değinmek istediğimiz, Avukatlık Kanunu uyarınca “adalete hizmet etmesi” ve “topluma örnek olması” gereken avukatların böyle bir yola başvurmasıdır.

Dolayısıyla böyle haksız, böyle suç teşkil eden ve böylesine meslek itibarını zedeleyen fiilleri gerçekleştiren işveren avukatların son derece ağır disiplin sorumluluğuna tutulması gerekmektedir. Burada bizce yapılması gereken iş, TBB Meslek Kuralları 4. ve 11. maddesinin yeterli olmayacağı sebebiyle, doğrudan bu konuyu düzenleyen bir hüküm getirilerek bu avukatların mevzuatın gerektirdiği ölçüde en ağır disiplin cezası ile cezalandırılmasının sağlanmasıdır.

d.      Asgari Ücret Sorunu

Bilindiği üzere mevzuatımızda işçi avukatlara ilişkin özel bir asgari ücret düzenlemesi bulunmamaktadır.

Buna ilişkin olarak iptal edilen yönetmelikte, bir asgari ücret düzenlemesi bulunmaktaydı. Yönetmeliğin 6. maddesinde işçi avukatların aylık asgari ücretlerinin, bağlı oldukları baro tarafından her yıl düzenleneceği, baro tarafından belirlenen bu ücret altında işçi avukat çalıştırılmayacağı düzenlenmişti.

Öncelikle bu düzenlemeye katılmadığımızı bildirmek isteriz. Nitekim bu düzenleme uyarınca her baro, ayrı bir asgari ücret düzenleyebilecektir. Bunun sonucunda, örneklendirmek gerekirse aynı emeği gösteren Ankara avukatı ile Eskişehir avukatı farklı ücretler almak durumunda kalacaktır.

Dolayısıyla avukat emeğinin ücret üzerinden bu derece ayrıştırılmasını doğru bulmuyoruz. Bizce burada yapılması gereken iş, avukat asgari ücretinin TBB tarafından her yıl belirlenip, bu asgari ücretin altında işçi çalıştıran işverenlerin disiplin sorumluluklarına ilişkin açık bir düzenleme getirilmesidir. Nitekim emsal olması açısından TMMOB, mühendis, mimar ve şehir plancılarının asgari ücretlerini her yıl kendisi belirlemektedir.

Peki niçin ayrı bir asgari ücrete ihtiyaç duymaktayız? Daha önce bu soruya cevap olarak avukatların mesleğinin itibarına yakışır şekilde giyinmeleri için paraya ihtiyaç duymaları gibi argümanları sunulmaktadır.

“Avukatlık mesleğine yakışır kıyafet” diye bir şey yoktur. Elbette bir avukatın kılık kıyafetinde de temiz ve titiz olması gerekir. Ancak bu, pahalı kıyafetler ve takım elbiseler şekilde yorumlanamaz. Zira hiç kimse, avukatlar bile, pahalı kıyafetler giymeye zorlanamaz. Kaldı ki avukatın asgari ücreti salt kılık kıyafet sebebine indirgenemez.

Asgari ücretin asıl amacı, avukat emeğinin son derece önemli ve avukatların yaptıkları işlerdeki sorumluluklarının ve külfetlerinin son derece yüksek olmasıdır. Ayrıca, patronu ile aynı işi yapan bir işçi avukatın, patronu ile aynı mesleki sorumluluğa sahip olmasına rağmen, patronundan son derece az kazanması da hakkaniyete aykırılık teşkil etmektedir. Bu sebeple, avukatlarının emeğinin en yakın karşılığı olacak şekilde asgari ücret düzenlenmelidir.

e.      Mesleğe Yabancılaşma

Avukatlık Kanunu’nda avukatın, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil ettiği düzenlenmiştir. Aynı şekilde Kanunda avukatlığın amacı; hukuki münasabetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamak olarak belirtilmiştir.

Avukat emeğinin adaletin sağlanmasında ve bağımsız savunmanın temsilinde bu derece önemli olması karşısında, birçok işveren avukat işçi avukatlarına avukatlık faaliyetlerini parçalayarak iş gördürmektedir. Buna örnek olarak avukatlık piyasasında (Evet, ne yazık ki artık böyle bir kavram var.) “duruşma avukatı”, “haciz avukatı”, “cevap dilekçesi avukatı”, “temyiz avukatı” gibi avukatlık faaliyetleri türemiştir. Bir başka deyişle bazı hukuk bürolarında, işçi avukatlar sadece duruşmaya girmekte, sadece cevap dilekçesi yazmak ya da sadece temyiz işleri takip etmektedir. Burada kastettiğimiz şey, hukuk alanlarındaki uzmanlaşma değildir. Burada kastettiğimiz şey, bir bütün halinde değerli ve işlevsel olan avukatlık faaliyetlerinin bu derece parçalanmasının hem gelecekteki avukatların niteliğinde ciddi problemlere yol açacağı hem de avukatlığın zaten çok kötü durumda olan meslek itibarını iyice kötüleştireceğidir. Nitekim 10 yıl boyunca sadece duruşmalara giren bir avukatın, bu kadar yıl çalışmış olmasına rağmen bir dosyayı baştan sona mesleğimize yakışır şekilde takip etmesi mümkün değildir.

Bu bağlamda, işçi avukatlar giderek meslek faaliyetlerine yabancılaşmaktadır. Önerimiz, bu hususa ilişkin özellikle meslek kurallarında açık bir düzenleme yapılarak, avukatlığın kül halinde olması gereken bu faaliyetlerinin işçi avukatlar açısından bölünemeyeceğinin ve bu hükme aykırı davranan işveren avukatların disiplin sorumluluğu ile karşı karşıya kalacağının belirtilmesidir.

f.        Mesleki Gelişimin Engellenmesi

Bilindiği gibi avukatlık, tecrübelerle ve meslek içi eğitimlerle geliştirilen bir meslektir. Bu bağlamda, hukuk fakültesinde teorik eğitimin yanında avukatların meslek içi eğitimlere katılmasının önemi açıktır.

Ancak ülkemizde gerçekleştirilen meslek içi eğitim faaliyetleri hem son derece yüksek ücretlere hem de işçi avukatların mesai saatlerine denk gelmektedir. Bunun karşısında, ücretini ödemeyi başarmış işçi avukatlar, bu eğitimlere işveren avukatların izin vermemesi sebebiyle katılamamaktadır. Kaldı ki mesleki tecrübe açısından son derece önemli olan Baro kurul ve merkez faaliyetlerine işçi avukatların katılımları da engellenmektedir.

İşçi avukatının bir eğitim faaliyetine katılmasının işveren avukat tarafından önlenmesi; avukatlık mesleğinin gelişmesinin bir işveren avukat tarafından önlenmesi anlamına gelmektedir. Nitekim bir işçi avukatın meslek içi eğitime önem verip bu eğitimlere katılması demek, avukatlık mesleğinin geleceğinin de parlak olması anlamına gelmektedir.

Bu sebeple, özellikle meslek içi eğitimlere katılmanın işverenin iznine tabi olmasından çıkarılıp, işverenin işçi avukatların bu eğitime katılmasının engellemesinin önüne geçilmesi gerekmektedir. Ayrıca bu eğitimlerin mümkünse ücretsiz, mümkün değilse son derece cüzi miktarlara yapılması gerekmektedir. Her ne kadar bu eğitimlerin daha ucuza yapılamayacağı argüman olarak önümüze sürülse de, öncelikle bu eğitimlerin lüks otellerde yapılmasının önüne geçilerek maliyetlerde ciddi düşüş sağlanabileceği düşünülmektedir.

3.      Baroların ve TBB’nin Denetim Eksikliği

İşçi avukatların sorunlarının tamamının sadece bu yazıda açıklanması elbette mümkün değildir. Yıllardır işçi avukatlar hak arama mücadelesi içerisindedir. Özellikle son on yıl içerisinde ciddi anlamda ses getirmektedir bu mücadele.

Yukarıda açıklanmıştı ama burada tekrar etmekte fayda vardır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 76. maddesinde “Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlâkını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır.” hükmü bulunmaktadır.

Aynı kanunun 95. maddesinde ise Baro Yönetim Kurulu’na “Avukatlık onurunun ve meslek düzeninin korunmasını, meslekin adalet amaçlarına uygun olarak bağlılık ve onurla yapılmasını sağlama” görevi yüklenilmiştir.

Bu hükümler uyarınca işçi avukatların da Barolar ve TBB tarafından korunması gerekmektedir.

Ne yazık ki şu ana kadar ne Barolar tarafından ne de TBB tarafından şu ana kadar işçi avukatların işverenlere karşı korunmasına ilişkin somut adım atılmış değildir.

Öncelikle şunu belirtelim ki, bu sorunların çözümünde kesinlikle işçi avukatlar ile işveren avukatlar arasında sulh yoluna gidilmemelidir. Yukarıda bahsedilen sorunlar tamamen işveren avukatların, avukatlık mevzuatı dışında iş ve sosyal güvenlik mevzuatına bilerek ve isteyerek uymaması sonucu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bu sorunlara sebep olan işveren avukatlar bizim gözümüzde kötüniyetlidir. Bir tarafın kötüniyetli olduğu bir sulh görüşmesinden sonuç alınması mümkün değildir.

Ayrıca işçi avukatların “işçi” olması sebebiyle zaten iş ve sosyal güvenlik mevzuatında düzenlenen haklarının sulh ve pazarlık konusu yapılması mümkün değildir.

Burada Barolara ve TBB’ye düşen görev, mesleğin itibarı açısından da önemli olmak üzere işveren avukatların, işçilerine ilişkin hem iş mevzuatına hem de avukatlık mevzuatına uygun davranmalarını sağlamaktadır.

Buna ilişkin olarak öncelikle Barolar ve TBB nezdinde bir işçi avukatlar merkezi kurulmalı, bu merkezin görevleri arasında işveren avukatlar mevzuat çerçevesinde denetleme yükümlülüğü ve yetkisi getirilmelidir. Nitekim bu sorun sadece işçi – işveren sorunu değil, aynı zamanda bir meslek itibarı sorunudur ve mesleğin geleceğini çok ciddi şekilde etkilemektedir.

Her ne kadar bu önerimize bazı meslektaşlar hatta yönetim kurulu üyeleri tarafından, işçi avukatların tek başlarına bu sorunlara ilişkin Baroya başvuru yapabileceğini, bu sebeple böyle düzenlemelere gerek olmadığını belirtseler de, bunun gerçekçi olmadığı açıktır.

Nitekim iş kaybetme ve açlık korkusu her şeyin önüne geçmektedir ve bu son derece doğaldır. Ayrıca bu durum sadece avukatlığa ilişkin değildir. Bizim burada bu merkezler ya da diğer düzenleme önerileri ile amaçladığımız şey, kendisini yalnız hisseden işçi avukatın, meslek kuruluşunun desteğini somut olarak hissedebilmesinin sağlanmasıdır.

Dolayısıyla, bu denetim eksikliğinin bir an önce giderilmesi gerekmektedir. Nitekim işçi avukatlar da, her ne kadar birçoğu “hukuk piyasasında” fiilen avukatlık faaliyeti yapmasa da birer avukattırlar ve korunmaları gerekmektedir.

4.      Sonuç

Yukarıda, işçi avukatlara ilişkin bizce en önemli sorunlar ve bunlara ilişkin çözüm önerilerimiz dile getirilmiştir.

Buna ilişkin olarak öncelikle avukatlık mevzuatı açısından Baroların ve TBB’nin işçi avukatları da koruması gerektiğine değinilmiştir.

Sonrasında işçi avukatların en çok karşılaştıkları sorunlara değinilmiştir. Buna göre:

İşçi avukatlardaki kayıt dışı çalışma oranı çok yüksektir ve TBB’nin ve Baroların bu durumu engellemesi gerekmektedir.

İşçi avukatların iş tanımlarının açıkça yapılmamış olması, işçi avukatların “hukuk piyasasında” avukatlık faaliyeti dışında işler yapmasına sebebiyet vermektedir.

İşçi avukatların sigorta primleri, usule aykırı olarak kendi “meslektaşları” tarafından eksik yatırılmaktadır.

Avukat emeğinin önemi ve mesleğin getirdiği ağır sorumluluk sırasında işçi avukatlara ilişkin mutlaka özel bir asgari ücret düzenlemesi yapılmalı ve işveren avukatların buna uymaları sağlanmalıdır.

İşçi avukatların kendi mesleki faaliyetlerine yabancılaşmalarının önüne geçilmelidir. İşçi avukatlara bir dosya takibinde yapılması gereken işlemlerin parçalanarak yaptırılması engellenmelidir.

İşçi avukatların mesleki gelişimlerinin sağlanması açısından, işverenler tarafından işçi avukatların meslek içi eğitimlere ve baro faaliyetlerine katılımlarının engellenmesinin önüne geçilmesi gerekmektedir.

Elbette işçi avukatlar tüm sorunları sadece bunlar değildir. Avukatlık mesleği çok sancılı bir dönüşüm yaşamaktadır. Avukatlık bir kamu hizmetinden teknik bir işe dönüşmüş, avukat emeği, adalet için gerekli iken hukuk piyasasında alınıp satılabilen bir meta haline gelmiştir.

Bu sebeple bu sorunlara ilişkin Baroların ve TBB’nin mutlaka etkili denetim mekanizmaları kurması ve işveren avukatları denetim altına alması gerekmektedir.

Avukatlık, geçmişten günümüze hak arama konusunda her zaman öncül olmuş, günümüze kadar kazanılan hakların mücadelesinde etkin rol almıştır. Bu derece önemli ve elzem olan mesleğin bu sorunlarına çözüm getirmemiz gerekmektedir. Bu sebeple yukarıda bahsedilen sorunlara ve getirdiğimiz çözüm önerilerine kulak verilmesini temenni ederiz.

Saygılarımızla,

Av. Yıldıray Çıvgın