MGK’ya iki yeni üye: Feyzioğlu ve Durakoğlu – Av. Ali Topuz (GazeteDuvar)

İstanbul Barosu ile Türkiye Barolar Birliği, Güney Kürdistan’daki referanduma karşı çıktı. İstanbul, hükümete doğrudan çatarken, Barolar Birliği bir üst merci imiş gibi “devlet politikası”nın ilkesini ilan etti. Ben MGK’yı yönetiyor olsaydım, ikisini de davet ederdim

Önce İstanbul Barosu sahne aldı. “IKBY’deki referanduma karşıyız.”

Türkiye Barolar Birliği durur mu, o da hamle etti: “Kuzey Irak’taki referandum uluslararası hukuka ve Irak Anayasası’na aykırıdır. Hiçbir hukuki dayanağı yoktur.” Nerden biliyor? E barolar birliği başkanı “Av. Prof. Dr” unvanına sahip bir kere. Zaten kendisine bağlı İstanbul Barosu’nun metni, self determinasyon diyor, BM şartı diyor, BOP diyor, emperyalizm diyor, puzzle diyor, kırmızı çizgi diyor; Birlik de ayrıntı isteyen oraya baksın gibilerinden çıkışıyor. “Kendi kaderini tayin hakkı”nı, hukuk bilen baro olarak elbet biliyorlar, zaten karşı çıktıkları sadece “Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı”, konu “etnik” yani, yoksa hukuk başımız üstüne!

Durakoğlu yönetimindeki İstanbul Barosu’nun açıklaması, müthiş, ne ararsan var içinde. Hükümeti beğenmiyor, uyarıyor, alaycı bir tonla ayık olmaya çağırıyor; Barolar Birliği hükümetler üstü bir konuma tek cümlelik bir kibir gösterisiyle yerleşiyor:

“Devletimizin, hükümetlere göre değişmeyen temel politikasının, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması olduğunun altını çiziyoruz.”

Boru değil, Baro

Biri altını, biri üstünü çiziyor. Hemen söyleyelim ki iki baro da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin twitter üzerinde yaptığı açıklamanın patetik ve retorik düzeyi karşısında hayli sönük kalıyor; fakat siyasal pozisyonlarını vurgularken sergiledikleri hırs da Devlet Bahçeli’yi hayli sönük bırakıyor. “Hukuk” diyorlar, tabi, hukuk önemli. Boru değil, baro bu, hukuksuz olur mu? İstanbul Barosu, Birleşmiş Milletler’in bir hukuk birimi imişçesine bir uluslararası hukuk tiradı atıyor. Barolar Birliği ise kemale ermiş, “birlik” olmanın ruhuna uygun bir şekilde, sadece otoriter bildirimle yetiniyor: Aykırıdır. O kadar. Zorlasak, cevabı bilebilirizt: O uluslararası hukuk, etnikler arası hukuk değil. Biz etnik olana karşıyız. Vesselam.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin 25 Eylül’de yapmaya hazırlandığı referandumdan iki gün önce, 22 Eylül’de Milli Güvenlik Kurulu toplanacak. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin referandumu hakkındaki “devlet kararı”nın o toplantıda alınacağını duyurdu. Acaba İstanbul Barosu ve Barolar Birliği de mi o toplantıya katılsa? Çünkü ikisinin metni birleştirilirse, ortaya güzel bir “MGK bildirisi” çıkar. Yok ama, İstanbul Barosu, hükümeti doğrudan doğruya suçluyor, Barolar Birliği daha yüce gönüllü olduğu için, olmaz da devletin temel politikasının ne olduğunu unuturlar diye, politikanın ne olduğunu söylüyor. Yani artık gitmese de olur, MGK prensibi öğrendiğine göre, “sağ duyu”lu bir karar alacaktır.

Kamuoyu da sizi tartışacak

İstanbul Barosu açıklamasında bir muhteşem cümle var, “İstanbul Barosu olarak, bu referandumun uluslararası hukuk boyutunun kamuoyunda tartışılmadığını teyid ederken…” diye başlıyor, sonra da “bu bağlamdaki” değerlendirmelerini kamuoyuna sunuyorlar. Hemen belirtelim: İstanbul Barosu yönetim kurulu olarak, demelisiniz; çünkü İstanbul Barosu’nda sizin gibi düşünmeyenlerin sayısı baro yönetim kurulunun sayısının yüzlerce kat üstünde. İstanbul Barosu metnini okuyunca referandumun Erbil’de değil de Diyarbakır’da yapılacağı kuşkusuna kapılmak mümkünse de, hükümetten daha öngörülü olduğu iddiasında bir yapıyla karşı karşıya olduğumuza göre, ses etmemek daha doğru olur. Ama işte serde baro üyeliği olunca, sormadan duramıyor insan: Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içinde avukatlık faaliyeti yürüten şahısların mesleki çıkarlarını korumak üzere kurulmuş bir meslek teşkilatının, Irak içindeki bir federe bölgenin hazırlandığı bir referandumun, o ülkeyle komşu olmaktan başka ilişkisi olmayan bir ülkenin kamuoyu tarafından yeterince tartışılmamış olmasındaki üzüntüsünün sebebi nedir? Devlet Bahçeli’nin sebepleri, örneğin, anlaşılır: Türk milliyetçisi bir siyasal hareketin lideri olarak, Türkiye’de gönlünü kazanarak siyasal gücün artıracağı seçmenin duygularına sesleniyor. İstanbul Barosu ve Barolar Birliği nereye sesleniyor? Kime? Hangi sıfatla? Temsilcisi oldukları avukatlık, yani savunma mesleğinin bundan yararı ne olacak? Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi referandumu yapıp “bağımsızlık” arzusu yüzde 50 artı bir oranında kabul gördüğünde, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde savunma mesleğini yürüten avukatlar bal kabağına mı dönüşecek? Peki referandum kamuoyunda tartışılıp tartışılıp bir sonuca varıldığında, IKYB Başkanı Mesut Barzani, “Türkiye’deki baro başkanları haklı, ben bunları düşünemedim, vazgeçtim” mi diyecek? Ya da referandumda “Hayır” çıktığında (Gülmeyin, söz temsili, diyorum) Türkiye’ye birden bire hukuk mu gelecek?

Hukuk, avukatlık ve baro

Hukuk lafı çok var iki metinde de. Hukuk önemli barolar için, çünkü “avukat”lık mesleği, ülkedeki hukukun işleyişinde “iddia, savunma, yargı” üçlemesinin savunma ayağının mesleği. Barolar, bu ayağın sağlam olması için çalışması, çaba göstermesi gereken kurumlar. Savunma ayağı olmayan bir “yargısal işleyiş” olduğunda hukuk denilen kurumun adalet denilen ideye ulaşma çabalarının imkansızlaşması demek. Daha birkaç gün önce bir yurttaş, ülke hukukunun olması gereken koruması işlemediği için defnedildiği mezardan çıkarılıp başka bir yere defnedildi. “Hukuk”un bu açık ve ağır ihlalinin baroları ilgilendirmesi gerekmiyor muydu? Avukatların, vekalet aldıkları sayısız dosyada dosyayı bile göremedikleri bir yerde çıkmayan sesiniz, “Kuzey Irak” ya da “IKBY” söz konusu olunca hükümeti çiğneyecek kadar kudret sahibi imiş gibi çıkan sesinizle hukuki uyum içinde mi? Hatun Tuğluk’un cenazesine yönelik saldırıyı yapanların “toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu”na muhalfetten soruşturulacak olmaları çok mu içinize sindi? Yoksa, yoksa Hatun Tuğluk “etnik” olduğu için mi sizin o kuvvetli hukuk radarınıza ve radardan da kuvvetli serbest atış gücünüze layık olamadı?

KHK yoluyla mülkiyet, çalışma, seyahat, ifade özgürlükleri doğranırken çıkmayan sesiniz Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bir girişimi söz konusu olunca çıktığına göre, baro ya da barolar birliği misiniz, MGK üyesi misiniz? Altı milyon oy almış bir partinin avukat da olan eş genel başkanı cezaevinde, ses çıkarmadığınıza göre o çok kaygı içinde olan ve yüksek hassasiyetli hukuk terazinize uyuyor; uyma sebebi “etnik”lik mi? Öyleyse sizin “etnik” kökeniniz mi sorun onun etkin kökeni mi? Yine avukat da olan bir CHP milletvekili açık hedef gösteriliyor, açık ve ağır iftiralara muhatap kalıyor, haberiniz var mı? “Hukuk hocası” titrinde biri onu boğma teliyle boğmayı düşünüyor, duydunuz mu? İşkence gördüğünü söyleyen avukatlar oldu; işkence, uluslararası hukuka uygun mu? Herhangi bir anayasaya? Yasaya? Müvekkilerinin (Nuriye Gülmen ve Semih Özakça) duruşmalarına bir gün kala birçok avukat derdest edildi, medyada “yasadışı örgüt üyesi” ilan edildiler, gazete mi okumuyorsunuz, okuduğunuzu mu anlamıyorsunuz? Kamuoyu böyle şeylere kandırılırken kamuoyu değil de Kürtler referandum yaparken mi kamuoyu olarak dikkatinizi celbediyor?

“Tarih izlemektedir”

E nasıl haberiniz olsun, kâh Milli Savunma Bakanı oluyorsunuz, kâh Dışişleri Bakanı, kâh Uluslararası Adalet Divanı, kâh hükümete görevlerini hatırlatacak aksakallı ihtiyar heyeti. Bu kadar iş arasında savunmanın, savunma görevini yürüten avukatların, oradaki eksikliklerden kaynaklanan adaletsizliklerin yol açtığı sorunlarla nasıl uğraşasınız? “Etnik tehlike” varken, baroculuk oynamak devletler ve uluslar üstü varlığınıza yakışır mı hiç?

Hükümete parmak uzatıp, “Tarih” diyorsunuz, “dikkatle izlemektedir” diyorsunuz ya, o defterde yarın bir gün “hukuk ayaklar altına alınırken barolar ortada yoktu” diye yazarsa üzülmeyin sakın. Çünkü bu tarih, onu şahitliğe çağıranları çöpe atmak gibi kaprisleriyle de az ünlü değil; Kürtlere iyi davranmadı diye size iyi davranacağını mı sanıyorsunuz?