Önce Demokrasi Girişimi, Anayasa-Der’den Anayasa değişikliği raporu: Çoğunluğun sorgulanamaz, denetlenemez mutlak iktidarı getirilmek isteniyor

İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde Anayasa hukukçuları TBMM’de görüşülmekte olan değişiklik metninin nasıl bir yönetim şekli vadettiğine ilişkin ayrıntılı bir rapor sundu. Tanzimat’tan bu yana ülkenin yaşadığı en büyük kırılma olmaya aday bu değişikliğin getirdiği sistemin, “çoğunluğun sorgulanamaz, denetlenemez mutlak iktidarı” olduğu vurgulanırken “Hayır” diyen en geniş kesimleri kapsayacak örgütlenmelerin oluşturulması çağrısı yapıldı

Önce Demokrasi Girişimi, Anayasa Der ve çok sayıda demokratik kitle örgütü temsilcisi, TBMM’de görüşülmekte olan Anayasa değişikliği teklifine ilişkin değerlendirmelerini paylaşmak için İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte buluştu ve hazırladıkları raporu sundu.

10 Aralık günü TBMM başkanlığına sunulan ve Anayasa Komisyonu’nda kabul edildikten sonra TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanan Anayasa Değişikliği Teklif metninin Anayasa Komisyonu’nda yapılan değişiklikler esas alınarak hazırlanan rapor; Önce usul sorunu (I), değişiklik içeriği (II) değerlendirme (III) olmak üzere üç bölümden oluşuyor.

Melda Onur’un yürütücülüğünü yaptığı etkinlikte Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği’nin (Anayasa Der) hazırladığı raporu Prof. İbrahim Kaboğlu ve Yrd. Doç. Dr Didem Yılmaz sundu.

“Yeni bir anayasaya ihtiyaç var mı?” sorusuna toplumun yüzde 66’sının evet yüzde 34’ünün hayır dediği ancak “Yeni bir anayasa sorunları çözer mi?” sorusuna ise yüzde 70 ile hayır yüzde 30 ile evet yanıtının verildiğini ortaya koyan araştırmanın sonuçlarının paylaşılmasının ardından, İbrahim Kaboğlu usule ilişkin sorunlara değindi.

“Teklif iki kişi tarafından kapalı kapılar ardında hazırlandı”

2010 anayasa değişikliğinden sonra iktidarın Anayasa tartışmaları konusunda bir tür uzaşma yoluna girdiğini hatırlatan Kaboğlu “Ancak bu kez Ekim 2016 sonrasında iki partinin birer temsilcisinin kapalı kapılar ardında kotardığı bir anlaşmayla önümüze getirildi” dedi.

“Son günlerde Fransa’da OHAL’de seçim yapılacak şeklinde bir meşrulaştırma çabası var ama anayasa değişikliği ile seçim farklı şeylerdir. Fransa’daki OHAL ile Türkiye’deki OHAL ise hem nicel hem nitel büyük farklılıklar içermektedir” diyen Kaboğlu, OHAL ya da hükümet süreleriyle kıyaslanamayacak uzunlukta bir dönemi belirleyecek olan Anayasa’nın, üç ay süreli OHAL ve KHK’lerin belirlediği koşullar altında hazırlanamayacağını vurguladı.

Çoğunluğun dengelenemez, sorgulanamaz mutlak iktidarı

Kaboğlu’nun ardından söz alan ve Anayasa değişikliği teklifine ilişkin değerlendirmeleri özetleyen Didem Yılmaz’ın sunuşundan satır başları:

  • “Vekil sayısı 600’e çıkarılıyor ancak bu temsili güçlendiren bir şey değil. ‘TBMM ne işe yarıyor?’ sorusuna yanıt aramak lazım. Temsil nicel artışla sağlanamaz.” İktidar partisi vekillerinin TBMM’deki varlık biçimine dikkat çeken Yılmaz, vekil sayısını 600’e çıkartmakla sadece kaldırılıp indirilen el sayısının çoğalacağını söyledi. “Temel sorun olan temsil açığını gidermeye yönelik bir düzenleme değil.”
  • “Sınırı 18 yaşa çekmek de bir makyaj tedbir.”
  • Sistemin tek bir yapıdan oluşan bir çoğunluk üzerine inşa edildiğini belirten Yılmaz, getirilen sistemde dengeleyici mekanizmaların bulunmadığına dikkat çekti. “Cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimleri birlikte olursa farklı çoğunlukların oluşması mümkün değil. Yürütme organına da yasama organına da aynı çoğunluk hakim oluyor.”
  • “Ama ABD’de en azından dengeleyici organlar var. Yürütme ve yasama seçimleri farklı zamanlarda olur ve dengeleme sağlar ve bu iktidar değişimine de olanak tanır.”
  • “Yasama organı sahip olduğu bütçe yetkisi ile yürütmeyi dengeler. Ancak mevcut değişikliğe baktığımızda bütçe de cumhurbaşkanı yetkisine veriliyor.”
  • “Cezai sorumluluğun değerlendirilmesi konusunda da sorun var. Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğu meselesinin de TBMM çoğunluğuna bırakılması, Yüce Divan yolunu tıkıyor.”
  • “Denetim yetkisinin nasıl yapılacağı iç tüzüğe bırakılmış ve bu da meclis çoğunluğuna bırakılmış. Böylece bilgi edinme vb. haklar fiilen işlevsizleşir.”
  • “Yürürlükteki mevzuatta TBMM yetki verirse Bakanlar Kurulu KHK çıkarır. Teklifte böyle bir yetkilendirmeye gerek olmadan cumhurbaşkanına KHK çıkarma hakkı tanınıyor.”
  • “Toplumsal farklılıkların ifade edilebilmesini mümkün kılmayan monolitik bir yapılanma oluşturuluyor. Yargı mekanizması da monolitik yapıyı koruyor.”
  • “Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açabilme olanakları da kısıtlanıyor.”

Tanzimat’tan bugüne en büyük kırılma

Yılmaz’ın ardından yeniden söz alan İbrahim Kaboğlu, getirilmek istenen anayasanın Tanzimat’tan bu yana en büyük kırılmayı temsil ettiğini, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte dahi bu kadar büyük bir kırılma yaşanmadığını belirtti.

Değişiklik gerekçesinde hükümetin bile bir vesayet makamı olarak nitelendirildiğine dikkat çeken Kaboğlu, kuvvetler ayrılığının kağıt üzerinde var olsa bile anayasa hukuku ve siyaset bilimi kitaplarında yazılan anlamda bir kuvvetler ayrılığı kalmayacağını belirtti.

“Parlamenter sistemde Yasama ve yürütme arasında karşılıklı bağımlılık ilkesi var. Başkanlık sisteminde ise karşılıklı bağımsızlık ilkesi var. Kurulanın Başkanlık sistemi de olmadığı ortada. Yasama ve yargı bağımlı ama karşılıklılık ilkesi yok” diyen Kaboğlu bu rejimi, çoğulcu siyasal rejimler içinde sayamayacağımızı vurguladı.

Raporun tamamını indirmek için tıklayınız.

toplumsalhukuk