TDK’nın Cinsiyetçiliği, İki Farklı Mahkeme Kararı ve Yargının Cinsiyet Eşitliğinin İnşasında Alabileceği Rol – Av. Sevinç Hocaoğulları

TDK sözlüğündeki kimi kelimelerin cinsiyetçi karşılıkların sözlükten çıkarılması talebine dair altı ay arayla verilmiş biri olumlu biri olumsuz iki mahkeme kararı var. Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin cinsiyet eşitliğine dayalı bakış açısıyla verdiği karar ile Ankara 18. İdare Mahkemesi’nin cinsiyet ayrımcılığını koruyan kararını karşılaştırarak  yargının cinsiyet eşitliğinin inşasında alabileceği/alması gereken rolü tartışmak bizler için bir ihtiyaç. 

Türk Dil Kurumu’nun, Türkçe Sözlük’ünde yer alan, ataerkil düşünce kodlarından beslenen ve cinsiyet ayrımcılığını besleyen kimi kelime karşılıklarının[1] sözlükten çıkarılması talebini reddi üzerine açtığımız davada Ankara 6. İdare Mahkemesi, devletin kadın-erkek eşitliğini sağlama yönündeki yükümlülüğüne anayasa ve uluslararası sözleşmeler bağlamında değinerek, devletin cinsiyete dayalı ayrım yapmamanın ötesinde, kadınla erkeğin her alanda eşit haklara, eşit imkanlara kavuşması için düzenlemeler yapmak, gerekli tedbirleri almakla yükümlü olduğunu belirtmiş ve dava konusu işlemin iptaline karar vermişti[2].

TDK ise, kadınların eşitsizliğin her biçimine karşı verdikleri mücadeleye ve taleplerine kulaklarını tıkayarak, karara karşı istinaf başvurusunda bulundu. Bu başvuru ile Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin 29.06.2017 tarihli kararından sonra, benzer bir taleple açılan davada, Ankara 18. İdare Mahkemesi’nin 29.12.2017 tarihinde olumsuz bir karar verdiğini, “esnaf, yollu, kirli, müsait, serbest, kötüleşmek, boyalı, oynak” kelimelerine dair cinsiyetçi anlamların sözlükten çıkarılması talebini reddettiğini öğrendik.(3)

Şimdi elimizde mahkeme kararına rağmen sözlüğünü güncellemeyen, mahkeme kararına itiraz ederek cinsiyet ayrımcılığında ısrar eden TDK ve aynı konuya ilişkin yakın tarihlerde verilmiş iki farklı mahkeme kararı var. Ankara 6. İdare Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusu yapıldı ve başvuru Ankara Bölge İdare Mahkemesi tarafından değerlendirilecek, yani cinsiyet ayrımcılığına karşı davamız, TDK’ya karşı da, sürüyor. Bu aşamada, TDK’nın istinaf başvuru dilekçesinde yer alan gerekçelerini Uluslararası normlar ve Ankara 6. İdare Mahkemesi kararı çerçevesinde değerlendirmek; ayrıca Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin cinsiyet eşitliğine dayalı bakış açısıyla verdiği kararla, Ankara 18. İdare Mahkemesi’nin cinsiyet ayrımcılığını koruyan kararlarını karşılaştırarak  yargının cinsiyet eşitliğinin inşasında alabileceği/alması gereken rolü tartışmak bizler için bir ihtiyaç.

TDK, Cinsiyet Ayrımcılığı ve Ankara 6. İdare Mahkemesi Kararı

Dava konusu kelime karşılıklarına geçmeden önce TDK sözlüğünde kadın ve erkek kelimelerinin karşılığına bakarak, TDK’nın cinsiyet ayrımcılığının “temeline” gidelim. TDK sözlüğünde “Kadın” kelimesinin karşılığı olarak “sf. analık ve ev yönetimi bakımından gereken erdemleri becerileri olan” yer alırken, “erkek” kelimesinin karşılığı olarak  “sf. mec. sözüne güvenilir, mert” yer alıyor. Bu iki kelime karşılığı TDK’nın diğer kimi kelimelere temel yaklaşımını, yani “cinsiyetçi” yaklaşımını göstermeye yetiyor. TDK’nın, kendisine kadın erkek eşitliğini sağlama konusundaki yükümlülüklerini hatırlatan mahkeme kararına itirazı ve bu ayrımcı kelime karşılıklarına sözlüklerinde yer verme ısrarı, cinsiyetçilik konusunda ısrarcı olduğunu gösteriyor.

Oysa Ankara 6. İdare Mahkemesi kararında uluslararası sözleşmelere atıf yapılarak, cinsiyet ayrımcılığını besleyen kelime anlamlarının sözlükten çıkarılması talebine hangi hukuksal çerçeveden bakılacağı belirlenirken, devletin ve tüm kurumlarının, hukukun yönü toplumsal cinsiyet eşitliğine çevriliyor.

Ankara 6. İdare Mahkemesi kararından alıntılayacak olursak:

“Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin temel hedefi kadın-erkek eşitliğini sağlamak amacıyla, kalıplaşmış kadın-erkek rollerine dayalı önyargıların yanı sıra geleneksel ve benzer tüm ayrımcılık içeren uygulamaların ortadan kaldırılmasını sağlamaktır.

Anılan sözleşmede taraf devletlerin; “Kadınların haklarını erkeklerle eşit bir biçimde koruyacak hukuki mekanizmalar kurmak ve yetkili ulusal yargı yerleri ile diğer kamu kurumları vasıtasıyla herhangi bir ayrımcılık karşısında kadınların etkili bir biçimde korunmasını sağlamak” hükmü yer almaktadır.

Anılan sözleşme, taraf devlete kadınlara karşı ayrımın ortadan kaldırılması için yasal düzenlemeler ve eşitliği sağlamak üzere geçici özel önlemler de dahil tüm uygun önlemleri alma görevi yüklemektedir.”

Ankara 6. İdare Mahkemesi Uluslararası hukuk alanında “toplumsal olarak oluşturulan kavram olan toplumsal cinsiyete yer verildiği”, Türkiye’nin de tarafı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nde “… kadına yönelik şiddetin yapısal özelliğinin toplumsal cinsiyete dayandığını ve kadınların erkeklere nazaran daha ast bir konuma zorlandıkları en önemli sosyal mekanizmalardan biri olduğu” belirtildiğine yer vermiştir.

Uluslararası hukuk kurallarına atıf yapan Mahkeme “uyuşmazlık konumuzun çözümlenebilmesi için buraya kadar yapılan anlatımlardan çıkan şu tespit ve belirtmenin yapılması gerekmektedir” diyerek “Buna göre kadın ve erkek eşitliğinin yaşama geçmesini sağlamakla görevli olan Devlet, sosyolojik bir kavram olan ‘toplumsal cinsiyet’ bağlamındaki yapısal adaletsizlik ve her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını sağlamak zorundadır” tespiti yapmıştır.

Mahkemenin tüm hatırlatmalarına rağmen TDK, eşitliği sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemekte, ortak düşünce aracımız olan kelimelerle kadını “anne ve ev işlerini iyi yapan” şeklinde niteleyerek toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirmektedir.

TDK Sözlüğü, TDK’nın Açıklamalarını Doğrulamıyor

TDK, Ankara 6. İdare Mahkemesi kararına itiraz ederken, 2011 yılında yayınlanmış olan Türkçe Sözlük’te herhangi bir kelimenin ilk olarak asıl anlamı, daha sonra varsa mecaz anlamı ve argo olarak kullanılış şekilleri anlamın yanına argo, kaba kelimeleri ile mec (mecaz) ve tkz (teklifsiz konuşma) kısaltmaları eklenerek verildiğini ifade ediliyor. Bu açıklamayı kabul etmemekle birlikte, bu açıklamanın dava konusu kelime anlamlarının çoğu açısından doğru olmadığı sözlüğe bakıldığında kolaylıkla anlaşılıyor:  

Türk Dil Kurumu’nun internet sitesinde yer alan Güncel Türkçe Sözlükte sözlükten çıkarılması talep edilen kelime karşılıklarına bakıldığında ise “müsait” kelimesinin yanına düşülen (tkz)(teklifsiz) kısaltmasının dışında diğer hiçbir kelimenin cinsiyetçi karşılığının yanına not düşülmediği görülüyor. TDK yanıt ve itiraz dilekçesinde, kaldırılmasını talep ettiğimiz kelime karşılıklarının “argo” olduğunu kabul etmekte ve biz zaten bu anlamların yanına argo, kaba gibi değerlendirmeler yazarak sözlükte yer vermekteyiz demekteyse de Sözlük öyle demiyor.

Sözlüğün Cinsiyet Eşitliği Temelli Gözden Geçirilmesi Talebini de Reddeden TDK Sözlük Yazmak Bizim İşimiz Diyor

TDK, istinaf başvurusunda Ankara 6. İdare Mahkemesi kararının bilirkişi görüşü içermediğini, bu tip kararların bilimsel yeterlilik gerektirdiğini, hukuki alanda uzmanlığı olan kişilerin dil ve sözlük alanlarında uzman olmasının beklenemeyeceğini belirterek, Mahkemece sözlük hazırlama konusunda karar vermesini eleştiriyor.

Yine öncelikle, bilirkişi görüşüne dayanmayan kararı eleştiren TDK’nın, kadınların talebine ve davaya yaklaşımını ortaya koymak bakımından, davayı ilerletme yönünde hiçbir çaba göstermediğini, davaya cevap vermediği gibi bilimsel herhangi bir görüş sunmadığını, bilirkişi görüşü alınmasına dair bir talepte bulunmadığını belirtelim. Açtığımız davaya cevap vermeyen TDK, ancak mahkemenin davaya ilişkin bilgi ve belgeleri göndermezlerse kararın gereğini yerine getirmeyen yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunulacağına dair aldığı kararın ardından, yanıt anlamına gelemeyecek, bir yanıt verdi. Davayı açarken TDK’nın cevabının/savunmalarının biz dava vekilleri ve aslında kadın hareketini ilerletici bir tartışma içerisine sokacağını düşünen dava vekilleri olarak hayal kırıklığına uğradığımızı belirtmemiz lazım.

Kadın mücadelesi sağladığı toplumsal dönüşümle yukarıda alıntılanan hukuksal metinleri de yaratarak hukuku eşitsizliği ortadan kaldırmaya elverişli bir araç haline getirdi. Bu nedenle TDK sözlüklerine, hukuku da içine alan toplumsal cinsiyet eşitlikçi bu dönüşüm çerçevesinden bakmanın, dava konusu sözcük anlamlarının aynı biçimde sözlükte kalamayacağını söylememize yettiğini belirtelim. Yani, “kadın” sözcüğünün sıfat olarak karşılığının “anne ve ev işlerini iyi yapan” olmadığını (örneğin Ankara 6. İdare Mahkemesi kararına azlık oyu ile katılmayan hakim, davacı Halkevleri Eş Başkanı, davacı vekillerinin de kadın olduğu; kadınların iyi hakim, iyi avukat, iyi yönetici olabilecekleri), oynak kelimesinin karşılığının “davranışları ağırbaşlı olmayan (kadın veya kız) olmadığını söyleyebilmek bir uzmanlık gerektirmiyor.

Mahkemeler içinse bu dönüşümün parçası olan Anayasa ve Uluslararası sözleşmeler bağlayıcı. Ankara 6. İdare Mahkemesi cinsiyetçi/argo kelime anlamlarının neden sözlükten çıkması gerektiğinin hukuksal çerçevesini ayrıntılarıyla çizdiğini belirtmiştik.

Gelgelelim kendini eşitlikçi dönüşümden “korumaya” çalışan TDK’ya: Belli ki TDK’da bu dönüşüm karşısında kelimelerin cinsiyetçi karşılıklarıyla ilgili uzmanlık alanından bir savunma geliştiremedi.

Aslında TDK 2015 yılında sözlükteki cinsiyet ayrımcı kelime anlamlarının çıkarılması talebinden bu yana bu talebe “bilimsel” “sözlükbilimsel” bir yanıt verme çabası içerisinde olmadı. (Her seferinde tekrar etmekten çekinmeyelim: Hem de uluslararası normlar ona bu görevi yüklemekteyken.) Oysa  TDK’ya yapılan başvurudaki taleplerin biri tam da buydu. Henüz dava açılmadan cinsiyetçi kelime anlamlarının sözlüklerden çıkarılması talebiyle birlikte, sözlüklerin tamamının alanlarındaki uzman kişilerce, “bağımsız kadın örgütlerinin ve üniversitelerin kadın araştırma merkezleri ile” denetimden geçirmesini talep etmiştik. TDK bu talebi kabul etmeyerek, eşitlikçi yönde değişime direnen tüm diğer kurumlar gibi bu talebi görmezden geldi, gelmeye devam ediyor.

TDK’nın da Kendisini Kadın Hareketinin Talepleri Doğrultusunda Yenileme Vakti Geldi, Geçiyor

Yine TDK istinaf başvuru dilekçesinde, “…sözlüklerden asıl olarak bir dilin konuşurları tarafından herhangi bir amaç doğrultusunda kullanılması talep edilen sözleri değil, o dili konuşanların geçmişte kullandıkları veya bugün kullanmakta oldukları sözleri göstermesinin bekleneceği”  belirtiliyor.

Sözlükçülük biz hukukçuların uzman olduğu bir alan olmamakla birlikte, TDK Türkçe Sözlük’ünün ve internette yer alan güncel sözlüğün cinsiyet ayrımcılığı yapmayacak biçimde yenilenebileceğini, kadın hareketinin haklı talebinin gereği olmak dışında, TDK Türkçe Sözlük’ün 11. baskıya önsözünden de çıkartabiliyoruz.

11. Baskıya Önsöz’de de belirtildiği üzere TDK Sözlük’ünün ilk baskısı 1945’te yayımlanmış ve bugüne kadar 11 baskı yapılmış.  Sözlüğün 1. baskı önsözünde “sözlükte yabancı sözlerden öz Türkçe karşılığı bulunmuş ve karşısına yazılmış olanların konuşmada ve yazıda kullanılmasını dilseverlerden isteyen kurumun henüz karşılığı bulunmamış yabancı kökenli sözlere de birer öz Türkçe karşılık aramayı kendisine ödev edindiği” vurgulanmış. Sözlüğün yeni baskılarındaki değişikliklerin bir belirleyeni de dilde yaşanan gelişmeler olmuş, 11 baskıda Çalışma Grubu “….gündelik dile girme eğilimindeki yabancı kökenli sözlere karşılık bulma…” görevini de yerine getirmiş.

Dil de, sözcük anlamları da, yaşamdaki tüm diğer gelişmelerle birlikte gelişiyor, değişiyor. TDK’nın istinaf başvuru dilekçesinde belirtildiğinin aksine, Sözlük’te yaşanan bu gelişmelere göre ve “belli amaçlar” doğrultusunda güncellenebiliyor. Öz Türkçe sözcüklerin kullanımının sağlanması, gündelik dile girme eğilimindeki sözcüklere karşılık bulma bu amaçlar arasında sıralanıyor. 1945 yılından bu güne kadın hareketi pek çok ilerleme kaydetti, hareketin hukuksal sonuçlarından da çokça bahsettik. Sadece ülkemiz yakın tarihinde toplumsal cinsiyet rollerini sorgulayan, eşitlikçi bir yaşamı inşa hedefinde olan veya doğal sonucu itibariyle eşitlikçi bir karakter taşıyan kadın isyanlarına tanık olduk.  Bugün TDK’nın da kendisini kadın hareketinin talepleri doğrultusunda yenileme vakti geldi. Sözlükbilimsel olarak yapılacak çalışmalara, bu alanda çalışma yürüten kadınların katkı sunacağından TDK’nın şüphesi olmasın.

İki Farklı Mahkeme Kararı ve Yargının Eşitliği Sağlama Yükümlülüğü

Ankara 18. İdare Mahkemesinin olumsuz kararında; TDK’nın Türkçe Sözlük’te yer alan sözcüklerin anlamlandırılmasında, halk ağzındaki yaygın kullanımı, sözcüğün asıl anlamı, mecaz anlamı ve argo kullanımı dikkate alarak anlam sıralaması yapıldığı belirtiliyor. Gayet sade bir karar. Ama mahkeme bu kararı nasıl verebilmiş anlamak mümkün değil. Zira yukarıda belirtildiği üzer TDK sözlüklerinde böyle bir anlam sıralaması yapıldığına dair bir ibare yok! Ankara 6. İdare Mahkemesi kararında, cinsiyetçi kelime anlamlarının sözlükten kaldırılması talebinin, TDK tarafından yeterli açıklama yapmadan reddedildiği, bu sebeple dava konusu argo anlamların TDK Sözlük’ünde ve kurum internet sayfasında yayımlanmasında maksat unsurunun ne olduğunun anlaşılamadığı…” belirtiliyor. Ankara 18. İdare Mahkemesi ise TDK’nın anlatamadığını anlamış durumda.

Ankara 6. İdare Mahkemesi ise, uyuşmazlığa yaklaşımını toplumsal cinsiyet ayrımcılığının ortadan kaldırılması olarak belirledikten sonra kararında özetle TDK Sözlüğünde “argonun kullanılmaması gereken söz ve deyim olduğunun ortaya konulduğu…dava konusu kelimelerin argo kullanımlarının Türkçenin ticari hayatta, kitle iletişim araçlarında eğitim öğretim kurumlarında ve sosyal hayatın diğer alanlarında doğru ve güzel kullanılması hususunda öncü görevi üstlenen Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde ve internet sayfasında yer almasının hukuka uygun olmadığı” belirtmekte.

Bu iki farklı mahkeme kararı, yalnızca bu dava için değil, her türlü hukuksal süreçte mahkemelerin izlemesi gereken hukuksal yola ve izleyegeldiği hukuksal yola işaret ediyor. Yine yukarıda da belirtildiği üzere, kadın mücadelesi toplumsal ilerlemeye cinsiyet eşitlikçi bir yön verdi. Bu ilerleme Ankara 6. İdare Mahkemesi kararından alıntılayacak olursak “Günümüzde hukuki düzenlemelerin, toplumsal cinsiyet bağlamında yapısal adaletsizliğin farkında” olmalarını sağladı. Toplumsal ilerlemenin cinsiyet eşitlikçi yönü ve aldığı hukuksal biçimlerle birlikte değerlendirdiğimizde Tam da Ankara 6. İdare Mahkemesi kararında belirtildiği üzere “hukukta farklı sesleri duymak için, hem normlarda, hem de hukuk uygulayıcılarının bakış açısında toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı bakış açısının yansıtılması zorunlu”.

Elbette Kadınlar Eşitlik İçin Daha Fazlasını İsteyecek

Söyleyecek söz çok. Şimdilik dava konusunu dahi anlamayan, “oynak” “yollu” gibi kelimelerin sözlükten çıkartılmasının talep edildiğini “her nasılsa” “düşünüp” bu talebin anlamsızlığını bize anlatmaya çalışanlara yanıt vermeyelim. Ama yine belki şimdilik TDK’nın istinaf başvurusunda sorduğu bir soruya cevap vererek tartışmayı ilerletebilmeyi dileyelim:

TDK, “Türkçe Sözlükte yer alan dava konusu kelimelere ileride yeni kelemeler eklenecek, farklı kişi ve gruplar tarafından yeni davalar açılacak mıdır? Açılacaksa sonucu ne olacaktır?” diye sorarak istinaf başvurusu yaptığı Bölge İdare Mahkemesi’ni, bu büyük tehlike karşısında uyararak kararı iptal etmesini talep ediyor.

Bu “büyük” korku kadınlar açısından ne kadar da anlaşılır. Erkek egemenliğinin herhangi bir biçimine itiraz, herhangi bir haklı talep karşısında “bunun devamı gelir” korkusu.

Uzun süredir erkek egemenliğinin, ayrımcılığın her biçimine karşı mücadele ediyoruz.  Elbette dilimizi, sözcüklerimizi ve yaşamın tamamını gözden geçirip eşitliği inşa etmeye devam edeceğiz. TDK taleplerimizin devamı gelecek. Dava konusu kelime anlamları arasında kadın ve erkek kelimeleri yok mesela. “Kirli” kelimesinin anlamına ne demeli? Ayrımcılığın tek biçimi cinsiyetçilik de değil elbette. Cinsiyet ayrımcılığı dışında ırkçılığı, mezhepçiliği ve tüm diğer ayrımcılık biçimlerini yeniden üreten kelime anlamlarını da çıkarmak da TDK’nın görevi. Evet devamı gelir, eşitlik için talep etmeye, mücadele etmeye değiştirmeye devam edeceğiz. 16.04.2018

Av. Sevinç Hocaoğulları

[1] TDK’ya yapılan başvuruda Türkçe Sözlük ve internet sitesindeki sözlükte bulunan; “müsait”, ”esnaf”, ”teslim etmek”, “serbest”, “oynak”, kötüleşmek”, “kötü yola düşmek”, “taze”, “yollu”, “boyalı” kelimelerine dair cinsiyetçi anlamların kaldırılması talep edilmişti.

[2] http://www.toplumsalhukuk.net/mahkeme-karar-verdi-musait-yollu-oynak-serbest-gibi-kelimeler-tdk-sozlugunden-cikarilacak.html

(3) http://www.toplumsalhukuk.net/mahkeme-kararina-karsi-istinaf-basvurusu-yapan-tdk-cinsiyet-ayrimciliginda-israrci.html

Ankara 6. idare mahkemesi 2015/1540 E. 2017/2206 E. sayılı kararı

Ankara 18. İdare Mahkemesi 2017/1037 E., 2017/3595 K. sayılı Kararı