Türkiye İsveç Olmayacak – Kasım Akbaş

Ülke gündemini adeta bir İsveç bir Norveç’teymişiz gibi meşgul eden ve önümüze bakmamızı engelleyen bu saçma müze tartışmasına karşı verilmesi gereken tepki bellidir: “Türkiye İsveç olmayacak!”

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Melih Gökçek 5 Ekim’de Twitter hesabından paylaştı: Sayın Cumhurbaşkanı ile Külliye’nin karşısında yapılacak müze projesi ile ilgili bir görüşme yapmışlardı.

Takip eden günlerde Sayın Cumhurbaşkanının Melih Gökçek’in istifasını istediği yolunda haberler gelmeye başladı ki, Ekim’in 15’inden itibaren Sayın Cumhurbaşkanı bunu doğrudan dillendirmeye de başladı.

Bu iki açıklamayı göz önüne alarak diyebiliriz ki, Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Gökçek, külliye karşısında yapılması planlanan müze projesi konusunda anlaşamamışlardır. Doğrusu, ülkemiz bu kadar büyük sorunlar yaşamakta iken, cumhurbaşkanı ile bir büyük şehir belediye başkanının, böylesine kültürle ilişkili bir meseleden dolayı bu noktaya gelmiş olmalarını yadırgıyorum. Sonuçta, gelinen nokta itibariyle Avrupa’yı kıskandıracak düzeye ulaşmış bir ülke olarak, ülke siyasetinin bir İsveç, bir Norveç, bir Danimarka yavanlığında işlediğini düşünmek bile insanı dehşete düşürüyor. Ülkemizin, en büyük problemi enerjisini geri dönüşümden elde ettiği ve elinde yeterli çöp olmadığı için komşu ülkelerden çöp ithal etmek olan bir İsveç veya -40 derecelere varan hava sıcaklığı sonucunda son elli yılda bir kez patlayan bir su sayacı nedeniyle ülke gündeminin perişan olduğu bir Norveç ile aynı kategoride değerlendirilmesi kabul bile edilemez; edilmemelidir.

Aslında, külliyenin karşısına yapılacak müzenin ne denli önemli ve hassas olduğunun hepimiz farkındayız. Tıpkı, daha evvel yapılması planlanan ve bir kısmı hayata da geçirilen diğer dev projeler gibi… Yani bir Harikalar Diyarı, bir Dinozor Parkı, başkentin dört bir yanına dikilen saat kuleleri –ah, modernitenin zamanı en hassas şekilde ölçme takıntısının eleştirel bir tarzda ifadesinin ne güzel örneğidir oysa bu kuleler- veya belediyenin önündeki fışkiye gibi… Yine de, ne kadar kültür sevdalısı bir ülke olsak da, bir müze projesi tartışmasının ülkenin başkentinin yirmi beş yıllık belediye başkanının istifasını istemeyi, istifa etmemesi halinde savcılık görevlendirmeyi gerektirecek denli ileri götürülmemesi gerektiğini düşünüyorum. Kuşkusuz sayın cumhuriyet savcıları, müze projesini mimari ve mühendislik açısından en iyi değerlendirebilecek kültürel birikime sahiptirler. İtirazım, bu konudaki kaygımdan kaynaklanıyor değildir. Esasen müze tartışmasının Sayın Gökçek’in istifasını hatta soruşturulmasını gerektirecek bir noktaya ulaşmış olmasını iki nedenle doğru bulmuyorum. Birincisi, yukarıda ifade edilen örneklerde de görüldüğü üzere, Sayın Gökçek’in projesinin şehircilik, planlamacılık, kültür politikası veya herhangi başka bir yönden en küçük bir yanlış, en ufak bir kültürsüzlük emaresi içermesi söz konusu bile olamaz. Dolayısıyla Sayın Cumhurbaşkanı, bu proje ile ilgili hatalı bilgilendiriliyor olabilir. Geride kalan yirmi beş yılda rüştünü defalarca kanıtlamış bir belediye başkanının külliyenin karşısına yapılacak müze ile ilgili, ne gibi bir yanlışı, kusuru olabilir? İnsanın aklı almıyor. Ama ikincisi ve belki daha önemlisi, ülkemiz olsa olsa ufak tefek bazı kusurlar içerebilecek bir müze projesini tolere edebilecek siyasi, kültürel ve iktisadi olgunluğa sahiptir. Velev ki projede bir kusur bulunsun; külliyenin hemen öte yanına bir başka ve daha mükemmel müze yapılabilir. Sayın Külliye de etrafında en az üç veya beş yeni müzeye imkan tanıyacak genişliğe sahiptir.

Görüldüğü ve anlaşıldığı üzere, Türkiye üzerinde büyük oyunlar oynanmaktadır. Ülkenin geldiği nokta itibariyle, en ufak bir zararı olması beklenemeyecek bir müze projesine, bir belediye başkanı feda edilmektedir. Oysa bir belediye başkanının ne şekilde ve hangi gerekçe ile görevden alınabileceği bellidir. Bir hukuk yazısı yazıyor olmamız hasebiyle, aslında olağan koşullarda dile getirmemize bile gerek yok iken, hicap içerisinde ifade edelim; 5393 sayılı Belediye Kanununa göre “Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir”. Ayrıca 674 sayılı OHAL KHK’sı ile getirilen düzenlemeye göre “Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir” ve bu durumda yerlerine “seçim yapılıncaya kadar belediye başkanlığına büyükşehir ve il belediyelerinde İçişleri Bakanı, diğer belediyelerde vali tarafından görevlendirme yapılır”. Dolayısıyla ana muhalefetin ifadesiyle “seçimle gelen seçimle gider” şeklindeki görüşe katılmak mümkün görünmüyor. Kuşkusuz demokrasimiz, seçimde çoğunluğu sağlayanın başkan olmasını gerektirecek kadar sıradan ve adil seçimle başkan seçilenin terör gerekçesi ile yürütme tarafından görevden alınmasını ve yerine bir başkasının atanmasını engelleyecek kadar çiğ değildir.

Ne var ki, yukarıda ifade ettiğimiz düzenlemelerin müze projesi ile ne ilgisi olabilir? Evet, ülkenin başkentinde yapılan inşaatlar ve çeşitli projeler bir tür “çevre katliamı” veya “şehircilik terörü” olabilir. Ancak ülkenin yakın geçmişinde hiçbir örneğini görmediğimiz bu vahşetin bugün gündeme gelmiş olmasını bekleyemeyiz.

Ülkemizin milli yasama-yürütme-yargı birliğinin tehdit altında olduğu bu koşullarda, bir müze projesi nedeniyle başkent belediye başkanı ile cumhurbaşkanının arasının açılmasına izin vermemek, her yurttaşın öncelikli görevidir. Şehrin simgesi olarak, ne idüğü belirsiz Hitit kursu yerine Ankara kedisini bir değer olarak ülkeye kazandırmış zihniyetin yapacağı müzeden kuşku duymak, hiç birimizin harcı olmamalıdır. Ülke gündemini adeta bir İsveç bir Norveç’teymişiz gibi meşgul eden ve önümüze bakmamızı engelleyen bu saçma müze tartışmasına karşı verilmesi gereken tepki bellidir: “Türkiye İsveç olmayacak!”