Yargı Reformu Strateji Belgesi Bir Çıkış Yolu Mu?* – Av. Deniz Can Aydın

Görünen o ki önümüzdeki süreçte temel sorunlar ile yüzleşmeksizin soyut ve gerçeklikten uzak bir ‘’reform’’ sürecinin gündemde yer alacaktır. Üzerimize düşen görev ise gerçeklerden kaçıldığı noktada gerçekleri konuşmak; gerçekleri göz ardı eden hiçbir girişimin çözüme hizmet etmeyeceğini söyleyebilmektir. 

Mayıs 2019 tarihinde kamuoyu ile paylaşılan Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin önümüzdeki günlerde daha da yakıcı bir şekilde tartışılması bekleniyor. Keza Adalet Bakanlığı nezdinde iktidar ile Türkiye Barolar Birliği başkanının üzerinde mutabık kaldığı bu metne ilişkin ilk kanun paketinin, 1 Ekim tarihinden itibaren TBMM gündemine gireceği öngörülmektedir. Strateji Belgesi’nin ortaya koymuş olduğu söylemler ve yol haritası incelendiğinde, en baştan herhangi bir gerçekçi çaba ya da çözümü ifade etmediği anlaşılacaktır. Bunun sebebi ise anılan belgenin, tarih boyunca süre gelmiş en basit evrensel hukuk ilkelerinin dahi memleketteki yargı düzenine bu reform belgesi ile kazandırılacağına dair dolaylı iddiadır. Bu iddianın en acı yanı ise; temel/evrensel hukuk ilkelerinin dahi Türkiye’de mevcut yargı düzenine henüz kazandırılamamış olduğunun metni hazırlayanlarca bir şekliyle kabul edilmiş (belki de itiraf edilmiş) olmasıdır. Geçmiş yıllarda girişilmiş ancak başarıya ulaşamamış ‘’reform’’ çabaları ve en nihayetinde 2019 Türkiye’sinde girişilen yeni ‘’reform’’ çalışması, mevcut yargı düzeninin reforma tabi tutularak düzeltebilecek bir hal içerisinde olmadığının en önemli pratik kanıtıdır. Bu durum metni hazırlayanlarca da kabul edilmiş durumdadır keza metnin giriş başlıklı kısmında şu ifadeye yer verilmiştir: ‘’Kaydedilen önemli gelişmelere rağmen sistemin rasyonel çalışmasına odaklı reform ihtiyacı aktüalitesini korumaktadır.’’

Strateji Belgesi metninin ve sürecinin taraftarları, yukarıda aktardığımız ifadeden de anlaşılacağı üzere Türkiye’nin mevcut hukuk düzeninin hâlihazırda etkili bir reform süreci içerisinde bulunduğunu varsaymakta; anılan belge ile bu sürecin ‘’taçlandırılmasını’’ hedeflemektedir. Strateji belgesini savunanların gözden kaçırdığı husus ise tam olarak budur. Belgenin taraftarları, bu temel hukuk ilkelerinin mevcut yargı/hukuk düzenine hâlihazırda kazandırılabilir olduğu ‘’yanılgısından’’ hareket etmekte ve bu düzeni ‘’reforme’’ ederek ileri taşımak niyetlerini ifade etmektedirler.

Zaten suç olmayan şeyi suç olmaktan çıkarmak 

Geçtiğimiz günlerde Yargı Reformu sürecinin ilk kanun paketi olduğu ileri sürülen değişiklik önerileri, çeşitli internet mecralarında yaygınlaşmaya başlamıştır. Şayet bu değişiklik önerileri doğru ise, yukarıdaki açıklamalarımızın bir bütün olarak haklı olduğu görülecektir. Her birisini ayrı ayrı değerlendiremeyeceğimiz bu değişiklik önerileri, genel olarak çok geniş bir yelpazede birçok konuyu ele almaya çalışmıştır. 15 yıllık kıdemi olan avukatlara yeşil pasaport verilmesinden hukuk mesleklerine giriş sınavı getirilmesine, beraat kararı verilen kişilere pasaportlarının iade edilebileceğinden, muhakeme usulündeki değişikliklere kadar birçok husus bu metin içerisinde kaynaştırılmış durumdadır ve kanunlaşması ile ahvalimizin pür-i pak olacağına inanılmaktadır.

Türkiye’de gelinen aşama itibariyle bu değişikliklerin her birisinin teker teker değerlendirilmesinin gerekli olmadığı oldukça açıktır. Buna gerek duyulmamasındaki amaç ise belgeyi hazırlayanlar tarafından ortaya konulmuş bulunan iradenin, her ne kadar özel birçok başlık içerse de; bunlara yönelik pratik bağlamda gerçekçi bir değişiklik iddiasını barındırmamasıdır. Örnek vermek gerekir ise, reform sürecinin ilk paketi olacağı ileri sürülen metindeki değişikliklerden birisi Terörle Mücadele Kanunu’nda gerçekleşecek olup; terör örgütü propagandası yapmak suçuna eklenecek ifadenin şu şekilde olacağı ileri sürülmektedir: “Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” . Eğer yeni keşfedilmiş bir ilke değilse, bildiğimiz kadarı ile bir hukuk düzeni/hukuk devleti içerisinde haber vermek ya da eleştiri amaçlı yapılmış düşünce açıklamaları zaten suç teşkil etmemektedir. Bu denli ‘’büyük’’ değişikliklerin, ifade ve düşünce hürriyeti önündeki engelleri kaldıracak çok önemli düzenlemeler gibi yansıtılması dahi, sürecin başarıya ulaşmayacağına dair eleştirilerimizi haklı kılacak düzeyde fikir vermektedir.

Gerçekleri konuşalım

Somut olarak yapılması gereken husus, mevcut haliyle sahiplenilen ve reforma tabi tutulması neticesinde ‘’ekonomiden-adalete’’ her şeyin çözümü olacağı ileri sürülen bu sürecin doğru kavranmasıdır. Bu düzenin mevcut haliyle bir reforma tabi tutularak ileriye taşınamayacağı; somut veriler ışığında açıktır. Türkiye’de yargıya güven oranı, ceza davalarındaki artış sayısı, cezaevlerindeki doluluk oranı, hukuk dışı uygulamalar geliştirildiğine ilişkin iddialar gibi birçok veri; sayfalarca metin ve belgeden daha nitelikli fikirler verici mahiyettedir. Öncelikle gerçekler bizler tarafından iyice anlaşılmalı; gerçekleri göz ardı eden hiçbir sürecin başarıya ulaşamayacağı açıkça konuşulmalıdır.

Örnekler çoğaltılabilecek olsa da görünen o ki özet ile önümüzdeki süreçte bizi bekleyen husus; temel sorunlar ile yüzleşmeksizin soyut ve gerçeklikten uzak bir ‘’reform’’ sürecinin gündemde yer alacağıdır. Bu noktada gerçekleri konuşabilmek adına yapılması gereken en önemli şey; karşımıza çıkanın ne olduğunu ilk olarak iyi bir şekilde kavrayabilmektir.

Burada üzerimize düşen görev ise gerçeklerden kaçıldığı noktada gerçekleri konuşmak; gerçekleri göz ardı eden hiçbir girişimin çözüme hizmet etmeyeceğini söyleyebilmektir. Bunu söyledikten sonra alabileceğimiz inisiyatif ise; toplumsal hukukun gündem-programlarının ne olacağına ilişkin söz söyleyebilmek; ‘’yeniyi’’ ortaya çıkarabilmektir. Yeni olanı ortaya çıkarabilmek ise; bugün hukuka ve memlekete dair taleplerimizi daha berrak şekilde söylemek ile mümkün olacaktır.”

Av. Deniz Can Aydın

*Yazı Halkın Sesi Gazetesinin 2-15 Ekim 2019 tarihli sayısında yayınlanmıştır.