Yargının Temel Sorunu, Onu AKP İktidarının Elinden Kurtarmaktır

30 Mayıs 2019 tarihinde açıklanan “Yargı Reformu Strateji Belgesi”nin devamında ilk “Yargı Reformu Paketi”; AKP milletvekilleri tarafından “Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” adıyla, 30 Eylül 2019 günü TBMM’ye sunuldu ve görüşülmeye başlandı.

39 maddeden oluşan ve toplam 15 kanunda değişiklikler öngören kanun teklifi üzerine TBMM de söz alan İstanbul Milletvekili Oya Ersoy; AKP iktidarının yargıda ve adalet sisteminde yol açtığı tahribata değinerek, yargının toplum için adalet üretme derdi olan nitelikli bir yapı ve bilimsel/mesleki iç tutarlılığa sahip bağımsız bir erk olmaktan çıktığını dile getirdi.

Bir avukat ve toplumsalhukuk emekçilerinden de olan Ersoy; ülkede yaşayan herkesin adalete ve bu adaleti daim kılacak, denetleyecek bir demokratik işleyişe ihtiyacı olduğunu; yargının da bir reforma değil, baştan aşağıya yeniden düzenlenmesine ihtiyaç bulunduğunu vurgulayarak; şirketlerin, yandaşların, AKP’lilerin, arkası olanın değil halkın, doğanın çıkarını savunan ve koruyan bir yargı sistemi ve herkes için adalet çağrısında bulundu.

Oya Ersoy’un “Yargı Reformu Paketi” üzerine yaptığı konuşmasının tam metni şöyle;

Siyasi iktidarın ilan ettiği “yargı reformu”; yargıda işlerin yolunda gitmediğinin gecikmiş bir itirafı olsa da; yargının mevcut sorunlarına ve toplumun adalet beklentisine yönelik bir çözüm, bilmekteyiz ki siyasi iktidarın doğasında yoktur. Çünkü, yargıyı bu hale getiren bizati AKP iktidarıdır. Yargının temel sorunu da, onu AKP iktidarının elinden kurtarmaktır.

AKP’nin 17 yıl boyunca hukuka, yargıya yaklaşımı; iktidarını korumak, politikalarını topluma kabul ettirmek ve toplumsal muhalefeti baskı altında tutmak için onu bir araç kılmaktan, siyasi çıkarları doğrultusunda yargıyı dizayn etmekten ibarettir.

Yargı bağımsızlığı hep sorundu ancak Türkiye bugüne kadar hiçbir zaman kişisel-grupsal çıkarlar için hukukun kullanıldığı böylesi bir dönem yaşamadı.

AKP, 17 yıl boyunca; kendisi için dikensiz bir gül bahçesi yarattı.

Memleketin tüm yer altı ve yerüstü kaynaklarını yerli ve yabancı sermayenin talanına açarken, bu talanın önündeki yargı engelini tamamen kaldırdı.

Yolsuzlukların, adam kayırmaların, kişisel ve grupsal çıkarların önündeki yargı engelini kaldırdı.

Kadrolaşmanın önündeki yargı engelini kaldırdı.

Hukuk, onun tarihten gelen özgün ilke ve değerlerini, bilimsel ve ahlaki kurallarını yoksayan bir pervasızlıkla, AKP iktidarı döneminde ağır bir biçimde tahrip edilmiştir. “Hukukun üstünlüğü”, ancak AKP’nin hukuku söz konusu olunca bir değer taşımış; “yargı bağımsızlığı”, yargı ancak AKP iktidarının hoşuna giden kararları verdiği zaman akla gelmiştir.

Ve gelinen noktada yargı; toplumun adalet ve özgürlük özlemini karşılamaktan son derece uzaktır; yargının verdiği kararlar, toplum vicdanında kabul görmemektedir. Yargı; toplum için adalet üretme derdi olan nitelikli bir yapı ve bilimsel/mesleki iç tutarlılığa sahip bağımsız bir erk olmaktan çıkmıştır.

“Dünya Adalet Projesi” adlı kuruluş tarafından yayımlanan 2018 yılına ait “Hukukun Üstünlüğü Endeksi”nde Türkiye 8 sıra gerileyerek; Doğu Avrupa ve Orta Asya grubunda sonuncu sırada; Dünya’da ise 126 ülke içinde 109 uncu sırada yer almıştır. Bir önceki yıl ise Türkiye, 113 ülkeyi kapsayan aynı listede 101 inci sırada; 2016 yılında ise 99 uncu sıradadır.

Duruşmada avukatın etek boyuna karışan iş mahkemesi yargıcı, şikayetçi tarafı olduğu davayı kendisi görmeye kalkan asliye ceza yargıcı, halı sahada maç sırası kapmak için öğretmenleri gözaltına aldıran savcı ve yakın zamanda yaşanmış daha nice örnek; artık münferit hadiseler değil, AKP’nin inşa ettiği yargı sisteminin, herkesçe görülen bilinen doğal, gündelik halidir.

Peki burada tartıştığımız tasarı yargının hangi sorununu çözecek?

Yozlaşma? Korku? Partizanlık? Kayırmacılık? Keyfilik? Düşmanlık?…

Temel hak ve özgürlükleri koruması, güvence altına alması beklenen yargı; siyasi iktidarın elinde ve emrinde, kaba bir zor aygıtına dönüştürülmüştür. Muhalif düşünce ve eylemler, yargı eliyle bastırılmış ve ülkemiz; aydınların, yazarların, gazetecilerin, bilim insanlarının, avukatların düşünce ve eleştirileri nedeniyle tutsak edildiği büyük bir cezaevi haline getirilmiştir.

Yargı; Cumhurbaşkanına yönelik eleştirileri veya ülke gündemine dair düşünce açıklamalarını suç görüp cezalandırma konusundaki heves ve heyecanını; iş cinayetlerini, çocuk istismarını, kadınların öldürülmesini, doğanın talan edilmesini, vereceği adil kararlar ve etkin yaptırımlarla önleme noktasında gösterememiştir.

Hukuka ve vicdanına göre karar verme cesaretini gösteren yargıçlar ise; sürgün edilmiş, emekliliğe zorlanmış, sindirilmiş; Soma katliamı davasında da görüldüğü üzere, belli ki iktidarın sözünü geçiremeyeceğini düşündüğü mahkeme heyetleri bir gecede dağıtılmıştır.

Şimdi, bu tablo karşısında, yargı öznelerinin niteliğini ve yeterliliğini artırmak adına önümüze getirilen “sınav” çözümü de, gerçekte bir çözüm değildir. Evet, bugün yargıda, özellikle yargıç ve savcılar nezdinde ciddi bir nitelik ve yeterlilik sorunu yaşandığı açıktır. Ancak bunun nedeni; liyakat, mesleki yeterlilik, bilgi ve deneyim gibi kıstaslar yerine; iktidara yakın olanların, iktidar karşınızda cübbesinin önünü ilikleyecek, iktidarın çıkarlarına ve doğrularına göre hüküm verecek kişilerin mesleğe getirilmesidir. Nitekim, 2016 yılında yapılan avukatlıktan yargıç-savcı mesleğine geçiş sınavlarında; önce standart “başarı puanı”, bir OHAL KHK’sı ile bir anda ciddi oranda düşürülmüş, devamında bu sınavı kazandığı kabul edilip mülakat sonrası ataması yapılan yargıç ve savcılardan en az 113 kişinin, düne kadar AKP’de aktif görev yapan yada AKP’ye yakın kişiler olduğu, belgeleri ile ortaya çıkmıştır.

Beraberinde; bilimsel yetkinlik ve içerik gözardı edilerek, dört bir yana sırf binalar inşa etmek ve kapısına hukuk fakültesi tabelası asmakla yetinilmesi; akademinin, hukuk eğitiminin bilimsel ve özgürlükçü bir yapıdan uzaklaştırılması; yüzlerce bilim insanını akademiden ihraç edilmesi; yargı öznelerinde görülen nitelik ve yeterlilik sorununun şüphesiz diğer bir nedenidir.

Bakın; Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, barış çağrısı yapan 6 bilim insanı, OHAL KHK’ları ile ihraç edildi; şimdi neredeyse eğitim veremez konuma düşen bu fakültede, hukuk felsefesi ve sosyoloji dalına, cv sinde bir cemaat önderinden icazet aldığı da yazılı olan bir ilahiyatçı getirildi. İlahiyatçıların hukuk felsefesi anlattığı bir hukuk eğitimi…

67 Hukuk Fakültesi dekanından 19’u hukukçu değil. 4’ü ilahiyatçı. Veteriner var, maliyeci var, kamu yönetimi, çalışma ekonomisi, ziraat, Fransız dili mezunu var. Hukuk fakültelerini bu hale getireceksiniz, sonra mezunların önüne sınav koyacaksınız. Ne için? Kimin için? “Ataması yapılmayan öğretmenler”e şimdi de “ataması yapılmayan hukukçular” eklemek için mi?

Ama sizin hukuk yaratan, düşünen, araştıran, yorum yapan hukukçulara ihtiyacınız yok. Kendi ihtiyaçlarınızı karşılasın yeter.

Bu nedenle yargı reformu kanun teklifi, bu teklifte yer alan düzenlemeler; yargının devasa sorunlarını çözme konusunda hiçbir umut barındırmamaktadır. Kanun teklifinin 14 üncü maddesinde mahkemelerin uzmanlardan yararlanma konusunda getirilen yeni düzenleme de, diğer maddeler de; eğer ki yargı sistemi, AKP’nin elinden kurtarılmadıkça; eğer ki adalet, AKP’nin kendine adaleti olmaktan çıkarılmadıkça, hiçbir fayda sağlamayacaktır.

Bu ülkede yaşayan herkesin adalete ve bu adaleti daim kılacak, denetleyecek bir demokratik işleyişe ihtiyacı var.

2010 referandumuyla birlikte yargının tabutuna çiviyi çaktınız. Resterasyon, reform yapılacak bir yargı sitemi bırakmadınız. Yargı sisteminin reforma değil, baştan aşağıya yeniden düzenlenmesine ihtiyaç var. İşçiler için, kadınlar için, çocuklar için, emekliler, emeklilikte yaşa takılanlar, ataması yapılmayan öğretmenler, sağlıkçılar için… Kentlerimiz için, doğa için… Hava için, toprak için, içtiğimiz su için…

Şirketlerin, yandaşların, AKPlilerin, arkası olanın değil; halkın, doğanın çıkarını savunan koruyan bir yargı sistemi için… Yani herkes için adalet için.

Ve ülkenin yargısında, adalet sisteminde yol açtığınız bu ağır tahribatı; bunun yanında ekonomi, işsizlik, yoksulluk, doğal çevre nezdinde yarattığınız bütün o devasa sorunları; değil Suriye, bütün dünyaya savaş açsanız da; bu halka unutturmanız, bastırmanız mümkün olmayacaktır.

 

toplumsalhukuk